7 Kasım 2010 Pazar

olmamış olmuyorrrrr....


ah be tarkan ah be canım sen niye efendi efendi şarkılarını söylemeye devam etmiyorsun... yıllarca eleştirilmemek için ''tarkan eurovusion'a katılsın'' diyen halkı duymazdan geldin... çok merak ediyorum bu eleştirilerden nasıl kurtulacaksın...

aslında tarkan'ı severim böyle efendi bir duruşu var... fekat national geographic için seslendirdiği büyük göçler belgeseli hiç olmamış... bana edebiyat dersinde yüksek sele okuduğumuz hikaye günlerini hatırlattı... sanki tarkanın (ki öyle) eline vermişler kağıdı '' sen oku abi her türlü giderin var'' demişler... ama belgesel izleyen insan kitlesini hesaba katmamışlar hiçbir belgesel izleyicisi heleki bbc life belgeselini izlemiş olanlar... öyle bir seslendirmeden sonra tarkan'ın seslendirmesini beğenmeyecektir... size bbc life belgeselini dublajsız izlemenizi tavsiye ediyorum.. ayrıca dublajlı halinide tuncel kurtiz seslendirmiş.. güzel olduğunu düşünüyorum...

ahh ahh belgeseli bile dublajlı izlemiceksin onu anladım ben... 

aferim çocuuum


geçen gün mor ve ötesi solisti harun'un bar'da bir mankenle öpüşürken çekilen resimlerinden bahsetmiştim ya hani... bu gün bir şey daha oldu. harun'un kendini ispat çalışmaları tam gaz devam etmekte.. bu arada bende her çabasında bi ayrı mutlu olmaktayım.. harun sanki benim çocuum hey allam bu harun'u niye bu kadar benimseyip bağrıma bastımki ben. bu gün evden çıkmak üzereyken sevgilim seslendi '' gel bak seninki televizyonda'' diye (benimki harun tekin oluyor, nerden benimkiyse artık) aa bi baktımki bir spor programı ciddi ciddi trabzon - galatasaray maçı yüzdelerini konuşuyor... nasıl sevindim nasıl mutlu oldum anlatamam.. kazara biri bi yerde ' yea harun tekin'de gaymiş' falan dese.. '' hayır o barlarda kızlarla öpüşüp spor programlarında yorum yapıo ona gay diyemessin taaammı' diye çıkışabilirim.. harun'u topluma kazandırma çabalarım devam ediyor, hakkındaki gelişmeleride sizlerle paylaşmaya devam edeceğim... netekim hala son şarkılarını bi garip sevmekteyim yeaani... 

5 Kasım 2010 Cuma

çiçekler rengarenk şekerler,



mutsuz bir günün akşamında mutlu bişiler olunca çok ballı oluyor... sevgilim bitaneciğim benim... dün akşam hissetmişmi bilmem mutsuz olduğumu :) elinde bir buket gülle geldi eve.. sonra tuttu beni elimden en sevdiğim şekerlerden almaya götürdü... rengarenk herşeyi seviyorum.. hala çocuk içimdeki simone... şekerler, çikolatalar aldık döndük evimize film izledik çay içtik, şeker yedik... :) ben tamamen unutmuşum ama dün özel bir gündü bizim için... geçen yıl dün akşam çok heyecanlıydık kalbimiz güm güm atıyordu ikimizinde... şaşkındık nasıl davranacağımızı bilmiyorduk... çünkü nişanımız oluyordu o anda... nişanımızın ertesi gün uyandığımda gözlerimi açar açmaz parmağımdaki yüzüğe baktım ve kendimi acayp mutlu hissettim.. öyle güzel bir anki sevdiğinle evliliğe doğru attığın ilk adımlar... nişanlı olarak ilk telefon konuşmamız bile bir başka güzeldi.. ikimizde sürekli kıkırdıyorduk... hava çok soğuktu geçen yıl bu yıl ise günlük güneşlik.. şakır şakır yağmur altında nişan yüzüğü arayışımız bile bozamadı moralimizi... herşey çok hızlı ve ani oldu. nişanımız çok planlı değildi belki ama herşeye rağmen güzeldi... ve hala çok güzel...

sevgilim herşeyden çok seviliyorsun....

perde açılsın


evimiz ufak çaplı bir sinema arşivini anımsattığı içün.. uzun zamandır sevgiliyle sinemaya gitmiyoruz... evet gidelim diyoruz ama onca film varken üşeniyoruz sanırım totolarımızı kaldırıp sinemaya gitmeye.... 

sinemada film izlemeye bayılıyorum.. kocaman perde de müthiş ses sistemi eşliğinde, hele o 15 dk arada dışarı çıkıp gaz odasında tüttürmenin verdiği keyfi başka hiçbişey vermiyor... film biter biz sinemadan çıkarız hararetli bir tartışma başlar filmle alakalı... en sevdiklerimden biri ise bekleme salonundaki patlamış mısır kokusu, bir de fragmanlar... yeni gelen filmin habercisi...

eskiden daha çok sinemaya giderdik haftada 2 kez gittiğimiz olurdu bazen... hemen her yeni çıkan filmi izlerdik.. şimdide izlemeye çalışıyoruz fakat genelde evimizde :) 

sinemaya gidip film izlemeyeli neredeyse 1 yıl olacak bunu farkettim bu gün çabucak açığı kapamamız lazım...

dün gece sevgiliyle inception'ı izledik (başlangıç)

öncelikle çok özgün ve farklı bir konusu var, güzel aksiyon sahneleri kafa kurcalayan kurgusu ve filmin sonundaki şüphe... düştümü düşmedimi  şüphesi :)

film gerçekten türünün ilklerinden, bir filmi kafa yorarak izleyebileceğinizi gösteriyor.

izlediğim filmi 2. kez izlemeyi sevmem ama bu tarz filmler 2 kere izlenebilir.. ilkinde sıradan bir gerilim filmi önyargısıyla izlediğim için 2. kez daha konuya vakıf izlemek isterim... 

burada anlattığım filmler genellikle zaten benmde beğendiğim filmler olduğu için, izlemenizi önerdiğim filmler... yani sevmediğim beğenmediğim bi filmi yazmaya zaman harcamıyorum :)

şimdiden izlemeyenler için iyi seyirler diliyorum....

remember remember the fifth of november



işte sabah gözlerimi bu sözlerle açtım ben... sevgilim aradı sabah ben yatakta keyif yaparken

- bu gün ayın kaçı biliyormusun dedi...

bilmezmiyim hiç aslında dünde çok özel bir gündü bizim için...

'remember reember the fifth of november' dedi o da, 

bilmeyenler için anlatayım bu cümle, bence şimdiye kadar çevrilmiş en iyi filmlerden birinin dillere dolanan o meşhur sloganı...

v for vendetta

bu filmden bahsetmek için özellikle 5 kasımı bekledim....

sloganı gibi eminim her 5 kasımda hatırlayacağımız bir film bu.. konusunu hiç anlatmıyorum.. sadece izleyin... inanın pişman olmazsınız.

izlerken duygulanacaksınız, hayran olacaksınız, üzüleceksiniz, belki içinizdeki anarşist ortaya çıkacak :) ama ne olursa olsun izleyin... 

ve izlerken unutmayın o maskenin altında bir adam yok.............. 

4 Kasım 2010 Perşembe

yıllar insanı garipleştiriyor...


daha okul yıllarında ben kaskatı bir çocukken, sevgilisinden yeni ayrılmış derin acılar ! yaşayan arkadaşım yemek yediğimiz cafede çalan şarkıyı duyunca ağlamaya başladı...o hüngür hıçkırık ağlarken, ben yediğim hamburgerin içinden sevmediğim zerzevatları çıkarmaya konsantre olmuştum sadece.. o ağlıyordu, ben ise hiç oralı değildim... onun acı çekiyor olması o kadar manasızdıki bana göre.... bana göre onun yaşadığı durum insanı ağlatmaz, en fazla sinirlendirebilirdi çünkü... o ısrarla ağlıyordu... çevreye bakışlara aldırmadan, bense ısrarla hamburger yiyordum... 

nihayet ben, çok saçma dedim.. böyle zırlayıp duracakmısın çok aptal görünüyorsun...

o yüzüme baktı diyecek söyleyecek bişey yoktu çünkü bana anlatamayacağı şeyler yaşıyordu.. ağlamaya devam etti..

oradan bakılınca umursamaz görünsemde, okula döndükten sonra tüm öğleden sonrayı bunu düşünerek çeçirdim...

bir insan nasıl olurda bir şarkı duyunca ağlayabilir...

sonra eve gittim açtım müzik çaları en acıklı en dokunaklı şarkıları koydum test ettim kendimi . bırak ağlamayı, duygularım bile kıpırdanmadı hiç...

zaman zaman benmde canım yandı tabi.. bende üzüldüm bazı şeylere hemen koşa koşa eve gitim, yine bir şarkı açtım.. yok yok şarkı açtıkça ağlayacağım yerde u nutuyordum ben tüm yşadıklarımı... ya bende bir gariplik vardı ya onlarda...içten içe özendim böyle şarkılarda ağlayanlara... olmadı işte.. yıllar geçti böyle...

en kanlı en acımasız haberleri gözümü kırpmadan izledim hep.. bir ölüm haberi aldım. 'yazık' diyebildim en fazla. bir kaza görünce 'vah vah'...

geldi geçti yıllar...ne oldu nasıl oldu bilmiyorum ama şuan dünyanın en sulu göz insanı oldum çıktım... bir bebeğin dünyaya gelişi bile beni acayp ağlatabiliyor... heleki mutluluktan ağlamak bana öylesine saçma gelirdi ki... şimdi hiç tanımadığım insanların mutluluklarına bile ağlayabiliyorum.. duygulandırıyor

beni... yaşlı bir amca görsem sokakta, o kadar eziliyorki yüreğim... bir kedi bir köpek yavrusu sahipsiz herşey dokunuyor yüreğime, 

az önce bir şarkı duydum tv de eski çooook eski bir şarkı.. üstelikte hiçbir anısı yok bende, gözlerim doldu birden, pıt pıt iki tane yaş düştü... ve aklıma lisede ağlamasını aptalca bulduğum arkadaşım geldi... 

.........................

çok yoğun bir hafta geçirdim... neredeyse cmts gününden beri misafirlerimiz vardı.. şehir dışından bir arkadaşım burada eğitimleri olunca eşiyle beraber bize geldi.. aslında bnm için değişiklik oldu diyebilirim... fakat tam geldikleri ilk gün sabah çok kötü bişi oldu bana :( gözlerim karardı birden bütün vücudum yanmaya başladı ve çok şiddetli mide bulantısı oldu... sonra hemen oturdum yoksa düşecektim bir yere... biraz oturunca geçti fakat geçincede tir tir titremeye başladım...

yani rahatsızlandım ilk gün... zamansızdı bu yüzden hiç dinlenemedim... 

bu sabah gittiler... bende şimdi dinlenmeye çalışıyorum...

içimde bir sıkıntı var... bir kırgınlık var... bazen ummadık şeylerle karşılaşınca, olur böyle...

neyse bu konuya hiç girmeyeyim...

aslında kişisel mevzuulardan çok bahsetmek istemiyorum burada.. eminim sizde çok merak etmiyorsunuz... amacı bu değil bloğun zaten...

zırvalamamamk en iyisi.. şuan biraz kendimi toparlayıp en kısa zamanda eski formuma kavuşmayı yine, yeni yeni konularla burada beraber olmayı umut ediyorum... hoş kalın...