sevgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2013 Cuma

fotolarımı popart'ladım :)


merhaba sayın okur bugün çok keyfim yok, densizin biri yüzünden bütün keyfim kaçtı gitti, neyse en azından biliyorumki hepsi evime gider gitmez geçecek :)
hem bu gün cuma değil mi ? :) mutlu olmak için bir sebebimiz daha var yani...

yukarıda görmüş olduğunuz resim, eşim ve benim fotoğrafımdan devşirme :)
bu ara en sevdiğim tarz olan pop art'ı kendi fotolarımıza uygulayarak eğleniyorum... fotoğrafları photoshop yardımıyla popart haline getiriyorum. biraz uzun ve meşakatli bir işlem oluyor, sonra benim gibi sonlara doğru sıkılmaya başlayıp fırçayı gelişigüzel sallayınca eşimin ve benim kollarımızdaki gibi lekeler oluşabiliyor mesela :P
en büyük kusurlarımdan biri şu tezcanlılık :D

bu henüz 2. denememdi, ileri seviyede arka planı da renklendirerek daha orjinal bişeyler elde edilebilir tabi :)
bu cumanın güzelliğide bu olsun :)
mutlu haftasonları
canımızı sıkanlar da basur olsun ! ohh :P

13 Ağustos 2011 Cumartesi

love is....


yıllar yıllar önce... henüz gerçek aşkla tanışmamışken, aşkın sinema haline tutkuyla bağlıyken film izler sonra film beni çok etkilediyse erkek karaktere aşık olurdum....

olağan şüpheliler; benicio del toro.... karizmatik sesi, açmaya korktuğu gözleri, sigarayı böyle hüüüüüpp diye derin derin çekişi...

yeşil yol ; tom hanks... o ağladıkça ben ağladım, yufka yüreklilik bir adama ancak bu kadar yakışır...

gizli pencere; johnny depp... yalnız kendine has hayatı, yaşadığı gel gitler...

makinist; christian bale... yaşadığı travmatik dönemde kendimi buldum sanki, filmin başından sonuna kadar kaybettiği kiloları bana bi dönem verdiğim 10 kiloyu anımsattı.

american history x ; edward norton ... bu adama uslu çocuk olmak kadar, asi olmakta yakışıyor, bana göre 10 da 10 luk bir aktördür... her rolün adamı olduğunu defalarca kanıtlamıştır...

3. göz ; robert downey jr ... bu adamda bi ukalık, bi kendini beğenmişlik var, ama ukalalık bazı insanlara yakışıyor değil mi ? bence kimseye yakışmıyorsa da bu adama yakışıyor...

aşık shakespeare ; joseph fiennes ... o yakası fırfırlı eski ingiliz kıyafetleri nasıl yakışmış kendisine... filmi izlerken juliet ben olsaydım demedim değil :)

ve daha kimler kimler....

ve sonra büyümeye başladım... ama bir türlü aşkı bulamadım... nedeni çok açık, ya filmlerdeki gibi bir kahraman olacaktı aşık olduğum adam, ya da filmleri aratmayacak bir aşk olacaktı... olmuyordu tabi... filmlerle, masallarla büyümüş bir kıza yetemiyordu kimsenin sevgisi...

hatta arkadaşlarım arasında espri konusu oluyordum, kimileri hiç evlenmeyeceğimi söylüyordu kimileri ise akıl hastanesine deli kazandırdığımı :) insanları delirtiyormuşum...

hep beni birileriyle tanıştırmaya çalışırlardı... ama gerçek aşk, yani filmlerdeki gibi bir aşk görücü usulü olmazdı :) ayrıca çokta önemli değildi olmazsa olmazdı yani... ben yine bir film izler orada bir kahramana aşık olur sonra o aşk yeni bir kahraman bulana kadar devam ederdi... çünkü aşk benim için illede dokunmak konuşmak yan yana gelebilmek değildi... :) hatta bunlar işin içine girince sıkıcı olmaya başlıyordu ilişki...

taaaa ki kocamla taksim de fransız konsolosluğunun önünde karşılaşıncaya kadar :)

bu kadar filmlere aşık bir insan ilk görüşte aşka inanmaz mı ? esas ilk görüşte aşka inanır :) diğerleri yalandır... insan tanıyarak aşık olmaz bence...

filmlerdeki kadar anlayışlı, aynı şeylere gülebildiğim, aynı zamanda eğlenebildiğim, yeri gelince beraber dedikodu yapabildiğim, kendimi yanında önemli ve özel hissettiğim bir adamdı o...

başta ne o evlenmeyi düşünüyordu ne de ben... ama nasıl olduysa bu aşk bizi evliliğe götürdü... aileler tanıştı nişanlandık ve sonra evlilik... üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen hala "senin evlendiğine inanamıyorum" diyen arkadaşlarım var :)

mükemmel diye birşey yoktur, ama mucizelere inanırım...

bir gün bir arkadaşımla konuşurken "ben sizi hep çarpışınca kitaplarını düşüren kız ve onu toplamasına yardım eden genç olarak hayal ettim, sizin evliliğiniz bana filmleri anımsatıyor" dedi... anladımki çevremdekiler başrollerinde benim ve eşimin olduğu bir aşk filmi izliyorlar :)

ve bu filmin bitmesini hiç istemiyorum...

18 Temmuz 2011 Pazartesi

akaminkoların önlenemez yükselişi


istanbul... bir zamanlar en büyük aşkım olan şehir... deniz mavisi gözlerine vurulduğum... iki yakası arasında su gibi gerdanı... vs vs...
üzgünüm... eskiden kendisi için bu ve buna benzer nice dizeler döktürebileceğim bu şehir, artık akaminkoların egemenliğinde...

2 hafta önce bir pazar günü yaşadığım trajediyi anlatmak için kendime gelmeyi bekledim...

herşey haziran aynın son pazar gününde istanbulun göbeğinde bakırköyde bir tren istasyonunda başladı....

bzzzzzzzztt sar başa...

sabah uyandığımızda hava gayet güzeldi bir pazar gününe yakışır ışıltıda kuşlar cıvıldıyor, güneş parıldıyordu.. bu pazar evde durmamalıyız dedik ( bu kararımızın daha sonraki tüm pazarlarda evde oturmamıza sebep olacağını bilmeden) ne yapsak nereye gitsek derken balık yemek istediğimizi farkettik...

- eminönü ye gideli mi?
- hadi gidelim..
- ama arabayla gitmeyelim yea deişik olsun trene atlayalım böyle insanlarla iç içe, kalabalığı sindirerek gidelim...
- evet yea hem arabayla park sorunu vs.. trenle gidelim evet...

tren istasyonuna vardık beklioruz... birbirinden müstesna bi grup insanla..
uzunca bir süre bekledikten sonra, trenin geldiğini görerek yerimizden kalkıp kenara doğru yol aldık... gelen trene dikkatle baktığımda her vagonda 2 olmak üzere toplamda yaklaşık 20 adet kapıdan 200 adet kara kafanın bize doğru baktığını görerek bir adım geri kaçtım... trenin kapıları açık ve kapılardan sarkan çakma billabong şortlu parmakarası terlikli bir ordu "akaminko" bize doğru yaklaşıyordu.. tren istasyonda durunca akaminkoların yarısı bakırköy durağında indi ama trende tost olma potansiyeli hala had safhada olduğunda binmedik tabi...
2. treni beklerken bir yandanda teoriler ürettik...

- bu arkadaşlar kışladan falan çarşı iznine mi çıkmış aceba ? (nasıl iyimserim)
- ne çarşısı simone. adamlar denizden geliyor...
- yok yea belki yakınlarda bi mülteci kampı falan vardır da ordan gezdirmek amaçlı çıkarmışlardır falan.. (hala çok iyimserim)
- saçmalama simone ya eşek kadar adamlar. ayrıca ne kampı ?
- ya belkide yurtlar oluyor ya hani öğrenci yurdu gibi ( gibi de neyse artık)
- hee bütün öğrenci yurtları bu akaminkoları topluyo zaten

ve işte "akaminko" ile ilk tanışmam o an olmuştur...

2. tren gelir yine aynı manzara... mecburen bineriz ve ben hayatımın en korku dolu yolculuğuna başlarım...

bu akaminko denen insan türü kapılardan sarkar duraklardan geçerken insanlara pet şişeyle su atar, tükürür, tren içinde sigara içerek gezer ve bir allahın kulu da (ben dahil) ne yapıyorsunuz hemşerim demez, diyemez... sağımızdan solumuzdan bir o kapıdan bir diğer kapıya koşarak yüksek sesle konuşarak... hal ve tavırları benm açımdan "lemur"ları andıran bu insan türü, canlıların en tehlikelisidir...

korku dolu bir yolculukla trenin içinde top oynadıklarına da şahit olduktan sonra, sirkeci ye vardık.. derin bir oh çektim ama hala içimdeki korku dinmedi... bir süre sonra ortalık sakinleşince balık ekmeğimizi de yedik ve kabataş'a doğru yol aldık...

kabataş sahilinin yeri ayrıdır bizde, soğuktan totomuz donarken gidip çay içtiğimiz gemilere bakarak hayal kurduğumuz yerdi sevgiliyle, kabataş sahili... hani tophaneyi geçince güzel sanatların hemen yanında bir çay ocağı var ya deniz kenarında.. hee işte orası... gidip anılarımızı yad edelim dedik yaklaştıkça heyecanımıza bir mangal kokusu karıştı... güzel sanatların köşeye yetiştik ki ne görelim... büyük baş akaminkolar çayıra çimene yayılmış vur patlasın çal oynasın.. bir yandan mangallar yellenirken, diğer yandan bebeler yakar top oynuyor, ölesiye eğleniyor, istanbul'un (çoafedersiniz) *mına koyuyorlardı... gördüğüm sahne karşısında ağlamamak için kendimi zor tutuyordum... sadece istanbul'un değil hayallerimin de *mına koyuyolardı... benim hayalimdeki boncuk gözlü istanbul'umun ırzına geçiyorlardı... zevallı çay ocağımın, derme çatma sandalyeleri duman altı olmuş, oturmak ne mümkün meydan panayır yerine dönmüştü...
aldık kendimizi kahve dünyasına gittik... manzaraya uzaktan dehşet dolu gözlerle baktık...

dönüş işkencemizi anlatmaya takatim kalmadı sayın okur... siz tezahür edin artık...

ama şunu söylemeliyim ki "beni bu şehirden kimse soğutamaz" derdim... ne yazık ki , bu yıl ki akaminko yükselişi sonucu sanırım istanbul'u terketmeye karar verdim.. üzgünüm...

İSTANBUL seni bu hallere sokanlar utansın...

27 Haziran 2011 Pazartesi

ilk kutlama :)


efenm bu sabah gözlerimi açtığımda evin içinde bi önceki postta paylaştığım aşk şarkımız çalmaktaydı... bi süre duygu yoğunluğu yaşadıktan sonra sevgili kocam esas bombayı patlattı, içeri gitti ve elinde iki biletle geri döndü... canlı performansını en sevdiğim gruplardan biri olan "MFÖ konserine gidiyoruz" dedi.... çok sevindim... hop hop hoplayıp bağıra çağıra şarkılara eşlik edeceğim bu akşam... kutlamaların startını MFÖ ile veriyoruz... akşam harbiye açık havadayız.. ne giysem yanıma ne alsam diye bi telaş sardı içimi... malumunuz hava yağmurlu... gerçi yağmurda yağsa bu akşamın büyüsü bozulmayacak benm için... öptüm herkesleri...

26 Haziran 2011 Pazar

evliliğin 1 yılı

geçen sene bugün içimde tarifi imkansız hislerle, ve çevremde bir sürü insanla yarın gerçekleşecek o çok özel güne hazırlanıyorduk... yine hava aynen böyleydi.. hafif serin, ara ara yağmurlu...
her detayla kendim ilgilendiğim için müthiş yorgun olduğumu hatırlıyorum...
herşey çok güzeldi istanbul da sade bir nikah töreni ve yemekten sonra, ertesi sabah uçağa atlayıp 2 temmuzda gerçekleşecek düğüne doğru yol aldık.. her saniyesinden müthiş zevk aldığım bir gündü nikah günüm... gelin arabası içinde bağıra çağıra şarkılar söyleyerek yaptığımız istanbul turu, nikah salonun da ne yapacağımızı bilmeden, güdülen koyunlar gibi hissetmemiz :) herkesin ilgi noktasının sadece sevgili kocam ve ben olmam... sabah kuaförde başlayan fotoğraf macerasından itibaren 1500 kere poz vermem, 373759 kişiyle öpüşmem, bir önceki günün aksine havanın müthiş sıcak ve güneşli olması... herşey ama herşey çok güzeldi... düğün günü apayrı bir post konusu ama ona hiç girmeden bu 1 yıl boyunca neler olduğundan bahsetmek istiyorum...
belki 1000 kere kavga ettik, 100 kere "boşanıcam ben" dedik, 50 kere evi terketmeyi düşündük, 10 larca kez mutsuz hissettik... ama her tartışmanın ardından "oda bu konuda haklıydı demeyi" , her boşanma ihtimalinden sonra onsuz asla yaşayamayacağımı, her mutsuz hissettiğimde, mutluluğun da sadece onunla olduğunu anladım... 1 yılı öyle veya böyle, kimi zaman zor ama çoğu zaman müthiş keyifli geçirdik... diğer insanların aksine dışarı çıktığımızda başbaşa olsak bile sadece romantizm değil son derece eğlenceli de olduğumuzun farkına vardık... birbirimizin sadece hayat arkadaşı değil, aynı zamanda en yakın arkadaşı da olduğunu anladık, birbirimizi ne kadar çok sevdiğimize gerçekten inandık...
bu ilk evlilik yıldönümümüzde geriye dönüp baktığımda, evlenmeden önce ne kadar kaygılı olsam da, kaygılarımın ne kadar boş olduğunu anladım, ve bir yılın ne çabuk geçtiğini... hayat ona olan sevgimin gerçek boyutunu gösterebilecek kadar uzun değil... sanırım birkaç hayatım olsa bile yetmeyecek kadar çok seviyorum ben onu...
bir gün yaşlanıp buruşuk bir nine olsamda aynı bu günkü hislerle yine aynı cümleyi kuracağımı adım gibi biliyorum... SEVGİLİM SENİ ÇOK SEVİYORUM... BERABER NİCE YILLARA....


işte bizim için dünyanın en özel şarkısı olan ilk dans şarkımız... şarkıyı ilk duyduğumda benim için büyük süpriz olmuştu




14 Şubat 2011 Pazartesi

you and me

biz olmasaydık, ben olmazdım sanki... evrende kaybolup giderdim gibi...

sanki dünyaya sadece seni tanımak, seni sevmek için gelmişim gibi...

arasıra kavga edip gece yatınca düşündüğümde, sensiz bir saniyem olamayacağını anladığım gibi...

seni hergün biraz daha mutlu edebilmek için yaşıyormuşum gibi...

bazen beklemediğim kadar ve bazen haketmediğim kadar mükemmel olduğunu anladığım gibi...

evli olsak bile sevgili kalabilmek gibi...

kocam diyemeyip sevgilim dediğim gibi...

hala inanamadığım bir aşkı bana yaşatabildiğin gibi...

seviyorum seni,

sonsuz ve tükenmeyecek gibi....


5 Şubat 2011 Cumartesi

çok acı çekiyorum


bildiğiniz gibi değil sayın okur ... çok acı çekiyorum :( bu sabah sol işaret parmağımı kestim, hemde testere bıçakla, hemde çoook derin, ne yazıkki oraya dikiş atılamıyormuş... zavallı bitanecik sevgilim sabah 2 kez sardı gazlı bezle fakat öyle kanıyorduki hemen değiştirmesi gerekti.... işin kötü yanı kan görmeye dayanamıyorum sabah o parmağımı yıkayıp sarmaya çalışırken birden soğuk terler dökmeye midem kalkmaya başladı... evet beni kan tutuyor... :( çömdüm yere ağlıyorum bir yandan, bi taraftanda çıkarmamak için direniyorum.... kanı durdurmak pek mümkün değil şuan parmağımda koca bir sargıyla yazıorum bunları, ama daha kötüsü sabah tüm bunlar olduğunda çooook sevdiğim iki arkadaşım bugün bana ilk kez gelecekler diye hazırlık yapmaya çalışıyordum... neyseki işini son ana bırakmayan ben tüm hazırlıklarımı dün geceden hazırlamıştım bu güne sadece ufak bikaç şey kalmıştı... onlarıda yapamadım zaten :(

bunun dışında arkadaşlarımı çook özlemişim. öyle iyi geldiki onları görmek... keşke daha yakın olsak daha sık görüşebilsek diye geçirdim içimden... böyle bir zamanda iyi arkadaşlara sahip olmak kolay değil... heleki vefalı olanlara...

haftalardır ertelenen ikea seferine bu akşam çıkmayı düşünüyorduk ama sevgilimin maç sevdası yüzünden yine suya düştü hayallerim... ama belkide bu benim son özgür olduğum hafta sonu olabilirdi... yarın gidelim diyor... yarın, yani pazar günü ! şaka yapıyor heralde :)

not: bu arada resmin yazıyla hiçbir alakası yok ama resim ararken bunu buldum ve bu dahiyane fikri sizinlede paylaşayım dedim... bu fikrin çıktığı kafayı ve onu yazan ellerin öpüyor ve uzaya yolluyorum... arkasından el sallayarak... ehiehie :)

13 Aralık 2010 Pazartesi

haftasonu derlemesi..


çok yoğun bi haftasonu geçirdim...

cmts taze gebe arkadaşıma davetliydik.. oraya abimlerde geldi sağım solum önüm arkam gebe... doğurmayan sobe :P

abimin eşi de malumunuz hamile olduğunda gecenin gündemi doğum ve bebek hazırlıklarıydı.. ben ve bir diğer arkadaşımız daha hariç geceyi 2 gebe 2 hala olarak tamamladık.. erkekler balkonda poker oynarken bizde onların dedikodusunu yaptık kehkehkeh... bunları okuyan sevgili hemen yarın akşam gelip bana baskı yapacak biliorum ama sölemicem.. hemen buradan da bunu belirteyim dedim... :D bu arada gecenin sonunda inception'u bir kez daha izledik... ben ve sevgili izlemiştik filmi zaten fakat diğerlerinin hatrına b,i kere daha izledik hem zaten bu filmide ancak 2 kere izleyince pekiştirebildik :D

pazar sabahı ise başka bir arkadaşın evine kahvaltıya davetliydik, ve erenköye'e gittik. bir önceki gecenin yorgunluğundan ve tabiiki bizim tembelliğimizden kahvaltı öğlen yemeği kıvamında oldu. kahvaltıdan sonra beyler maç izlemek için çıkınca bizde wii'de tenis, golf, boks ve bowling oynadık ama boksta ne kadar muhteşem olduğumuda görmüş oldum 7-8 round nakavt olmadan, bırakın nakavtı yere bile düşmeden tüm rakiplerimi ezip geçtim.. heytt be muhammed ali babammıydı bee diye bi havayada girmedim değil :P işin acı tarafı şuan iki kolumuda kullanamıorum :( öyle kaptırmışımki boksa, şuan kollarımın iç dirsek kısımları kesilmiş gibi ağrıo :( neysede güzel bir pazar günüydü...koca koca insanlar olduk hala guitar hero, wii, ps oynamaktan kendimizi alamıyoruz... ruhumuzdaki çocuğu umarım hiç kaybetmeyiz...

5 Kasım 2010 Cuma

çiçekler rengarenk şekerler,



mutsuz bir günün akşamında mutlu bişiler olunca çok ballı oluyor... sevgilim bitaneciğim benim... dün akşam hissetmişmi bilmem mutsuz olduğumu :) elinde bir buket gülle geldi eve.. sonra tuttu beni elimden en sevdiğim şekerlerden almaya götürdü... rengarenk herşeyi seviyorum.. hala çocuk içimdeki simone... şekerler, çikolatalar aldık döndük evimize film izledik çay içtik, şeker yedik... :) ben tamamen unutmuşum ama dün özel bir gündü bizim için... geçen yıl dün akşam çok heyecanlıydık kalbimiz güm güm atıyordu ikimizinde... şaşkındık nasıl davranacağımızı bilmiyorduk... çünkü nişanımız oluyordu o anda... nişanımızın ertesi gün uyandığımda gözlerimi açar açmaz parmağımdaki yüzüğe baktım ve kendimi acayp mutlu hissettim.. öyle güzel bir anki sevdiğinle evliliğe doğru attığın ilk adımlar... nişanlı olarak ilk telefon konuşmamız bile bir başka güzeldi.. ikimizde sürekli kıkırdıyorduk... hava çok soğuktu geçen yıl bu yıl ise günlük güneşlik.. şakır şakır yağmur altında nişan yüzüğü arayışımız bile bozamadı moralimizi... herşey çok hızlı ve ani oldu. nişanımız çok planlı değildi belki ama herşeye rağmen güzeldi... ve hala çok güzel...

sevgilim herşeyden çok seviliyorsun....