7 Kasım 2012 Çarşamba

GÜLE GÜLE EKİM YİNE BEKLERİZ :)

ekim ayını geride bıraktık ve neredeyse kasımın bile ortasına geldik ama ben bu yazı dizisini atlamışım !
buyrunuz benim gözümden ekim...

lütfen biri bana bu ayakkabıları gördüğünü söylesin ! animal print en sevdiğim desenlerden biri... eskiden vamp giyimin bir parçası olan leopar bence en çok rahat ve spor şeylere yakışıyor... adidas'ın bu ayakkabılarına bayıldım ! bu veya buna benzer leopar desenli spor ayakkabılardan gören duyan bilen bana bi ulaşabilir mi ?



koyu bir galatasaray taraftarıyım... babam, annem, abim, onun eşi, arkadaşlarımız herkes galatasaraylı ve fanatiktir... fakat bir kişi hariç, sevgili kocam :( maalesef  kendisi galatasaraylı değil ve ona olan saygımdan her gördüğüm galatasaraylı objeyi alamıyorum... ama bunun resmini çektiğimi gören sevgilim "neden almıyorsun" deyince atladım hemen :) kendisi de koyu bir taraftar olduğu halde çok anlayışlı davranır... bu yıl şampiyonluğu beraber kutladık diyeyim de siz anlayın :)


cambridge satchel çantaları çok sevmeme rağmen o kadar para vermezdim... fakat benzerini deıchman'da hemde gayet uygun bir fiyata bulunca kaçırmadım tabi.. kalitesinide beğendim... bir de mavisi vardı güzel pastel bir mavi...


çizgi romanları seviyorum.. geçen ay frankensteın'ı okumuş ve çok beğenmiştim... onun hemen bitiminde dracula'ya başladım fakat öyle kötü çevrilmiş ki ne okuduğunuzu anlamıyorsunuz karmakarışık.. bir türlü içine alamadı beni ve maalesef yarım bıraktım :(


şirkette balık krakerlerimle stop motion film çeviriyorum fakat balık sayısı gittikçe azaldı ve film için gerekli kadroyu sağlayamadık... :P


şirkette sürekli masamın üzerinde bunlar var... bir adet ayna bir adet lip balm. ve bazen renklendirici parlatıcı bişeyler... dudaklarım çok kuruyorrr.. hoşgeldin sonbahar, hoşgeldin soğuk hava dalgası :)


en sevdiklerimden biri daha. geçen ay sizi kadim dostum beyaz leblebiyle tanıştırmıştım, bu ay da onun kardeşi olan sarı tuzlu leblebi ile tanıştırıyorum... 


sol bileğim ve baş parmak kemiğimde bir problem var, zorlamaya ve yorulmaya gelmiyor ve zorladığım zaman bu bileğimdeki zımbırtıyla yaşamak zorunda kalıyorum :( yani ayın 10 günü kolumda bu var...


burger dosyasına eklenecek bir hamburger daha.. tek beğendiğim yanı aşırı doyurucu olmasıydı, onun dışında sıradan bir burger benim için... fakat bir menüyü bitiremedim kocaman bir sepette getiriyorlar ve yanında neredeyse yarım kilo patates var...


dracula sarmayınca uzun zamandır okumak istediğim şahane hatalar'a başladım. başlamamla bitmesi bir oldu :D çok eğlenceli bir kitap. bitirip yeniden başlıyorsunuz... tercihlerinizin sonuçlarını gördükçe dehşete düşebiliyorsunuz :D




benim hello kitty aşkım yoktur... yani özel bir ilgi duymam ama bu pijama takımını görünce gözlerimden kalpler çıktı... ayakları bebek tulumu gibi ve çok sevimli... başta sadece ne kadar sevimliymiş diye bakarken sevgili bir anda paketi elime tutuşturuverdi... kendisi de çok sevmiş olmalı bunu evde giydiğim zaman kahkaha krizine giriyor adam :D çok mu komik oluyorum nedir yani ?? :)


bu ay resmen bir kitap patlaması yaşamışım... bu da 3. ve son kitabım kağıt kız... bu yazarın bir kitabını daha okumuş ve çok beğenmiştim. dğişik bir tarzı var ve kitapları film kıvamında... kitabım henüz bitmedi ama sonunu şimdiden merak etmeye başladım :)


bu ay yaklaşık 4 kilo alarak rekor kırdım diyebilirim... önceki yazılarımdan birine de konu olmuştu benim zayıflık sorunum... bir kilo hesaplama sitesi açlık sınırında olduğumu ve acilen doktora danışmam gerektiğini yazmıştı... kilo alamıyordum... meğer kilo almanın tek sırrı varmış: bol ıvır zıvır ve fastfood.. evet sağlıklı değil ama amacıma ulaştım toplamda 12 kilo almışım... :/ doğru bu biraz fazla oldu hatta baya fazla oldu 34 bedenden 40 bedenin kapısını zorlayınca şirketteki ıvır zıvır çekmecemin arasına diyet ürünlerde eklenmeye başladı.


gerçi bu kalorisiz diyet mısır patlağını bile "çok tatsız yea bu" diye üstüne tuz dökerek yiyen bir insanım.. nasıl kilo veririm meçhul

işte bu ayın özeti bu şekildeydi... bol fotolu bir post oldu :) 

31 Ekim 2012 Çarşamba

leyla mecnun ve kireçburnu

ta taaaaaammm :)
bilin bakalım simone tatilde nerelere gitti...
asıl amacımız sarıyer taraflarını gezmekken kafamda yanan bir anahtar (bknz ampul demiyorum) bizi kireçburnuna götüdü... kireçburnunun nasıl bir yer olduğunu sonra anlatırım... kireçburnunu hiç bilmiyorum... amacımız tabiki "leyla ile mecnun" çekimlerinin olduğu mahalleyi, erdal bakkalı bulmaktı :) ama hangi mahallededir nasıl gidilir hiçbir fikrimiz yoktu... çünkü o amaçla çıkmamıştık yola... ve leyla ile mecnun'a, ismail abiye, erdal bakkal'a yürekten bağlı bu simone.. tamamen hisleriyle haraket ederek bakkalı buldu !
hatta arabayla mahallede yol alırken sevgiliye, "sanki şu köşeyi dönünce karşıma erdal bakkal çıkacak dedim ve ta taaaaaaaaaaaammmm :)


diziyi izlemiyor, yaşıyormuşum meğer... hayatımda gitmediğim bir yeri nasıl tazı gibi koklayarak buldum pes !


şu cama tıklayıp "nurteeenn, erdal nerede yine? dükkan niye kapalı" dememek için savaş verdim

biz tam fotoğraf çekecekken... ayının teki gelip arabasını onca yer varken tam da dükkanın önüne parketti...

erdal bakkal türbe gibi olmuş arkadaş ! ben başka insanlarında orada sırf dükkanı görmek için gelmiş olabileceğini düşünmemiştim.. ama çok kalabalıktı...hayatımda hiçbir dizi setine gitmemiş.. hatta bir sokakta denk gelince en uzaktan geçmeye çalışmış bir insan olarak.. bu tavrım beni bile şaşırttı :)


bu da mahallenin sakini rambo ! yani daha doğrusu benim köpeğim olsa adı kesin rambo olurdu...
yerim o şaşkın ifadeni ben !



işte o ev :) hemen dükkanın ilerisindeki sokakta... müze muamelesi gören o sevimli o güzel ev.. mecnun ve iskender'in evi...
ev de yaşayan yok tabiki... olsa eminim o ilgiden ve kalabalıktan çok rahatsız olurlardı... hatta dizinin çekildiği mahalle sakin kendi halinde ir mahalleydi ve gürültü yapıp insanları rahatsız ederiz diye ödüm koptu !


mecnun'un evinin kapısındaki bu yazı beni çok etkiledi, hayranlardan biri yazmış belli ki, hangimizin bir parçası mecnun'la değil ki be arkadaşım... :)


kireçburnu mahallesi masalsı bir yer tek kelimeyle, bunda dizinin orada çekilmesi de büyük etken evet... ama eminim bu dizi için buradan daha iyi bir yer bulunamazdı... inanmayacaksınız ama gözlerim doldu bi ara... biz oradayken herhangi bir çekim yoktu. belki bu yüzden, acayip bağlanmışım diziye yahu. o sakin ve boş hali acayip koydu bana :(

oraya gidip gördükten bikaç gün sonra evde otururken birden dilimden dökülenler " hayır ya olamaz, ben ismail abi'nin mecnun'un ve diğerlerinin gerçekte yaşamadığını kabul etmiyorum, orada bir dünya var ve bende orada olmalıyım" ehehehe sevgili tabiki delirmişim gibi baktı yüzüme... sanırım beni kireçburnuna götürdüğüne o an pişman olmuştur...

keşke ismail abi'mi de görseydim... söyleyeceklerim hazırdı.... "sus lütfen ! sus ki bu masaldan uyanmamayım :P"

30 Ekim 2012 Salı

My Name İs Khan

My Name is Khan




oldum olası hint sinemasını merak etmişimdir.. orada çok büyük bir sektör olduğu aşikar... fakat adamakıllı izlediğim tek hint filmi "my name is khan" oldu... ve sanırım başlancıgı en iyisiyle yaptım... şimdi artık hint sinemasına başka bir sempatim var...

her şeyden önce böyle bir filmin en azından birkaç ödülü hakettiğini düşünüyorum...

My Name is Khan
My Name İs Khan; asperger sendromlu müslüman Rizwan Khan'ın hikayesi...
asperger sendromu, sosyal ilişkileri kısıtlayan bir otistik bozukluktur... otizm'in bir çeşidi de diyebiliriz...
asperger sendromuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi buraya tıklayarak edinebilirsiniz...
hindistanda, müslüman ve hindu çatışmasının yoğun olduğu dönemde henüz çocuk olan khan, hasta olmasına rağmen çevrede konuşulanlardan ve tavırlardan etkilenmektedir... sorumsuz ve katı bir babası olan khan için annesi kolları sıvar.. anlayışlı ve ileri görüşlü aynı zamanda çocuklarına aşkla bağlı olan anne.. khan'a insanların sadece 2 çeşit olduğunu söyler "iyi insanlar ve kötü insanlar" herşeyi onun anlayacağı en yalın dille anlatmaya çalışan anne, hangi dinden olduğunun bir önemi olmadığını nasihat eder...
 khan büyüyüp annesi öldüğünde amerika'da yaşayan kardeşinin yanına gider... orada gördüğü dul ve hindu bir kadın olan mandira'ya aşık olur... mandira başta bu yakınlığa ciddi bakmasada khan ve oğlunun nasıl uyum içinde olduğunu görünce kabullenir ve onunla evlenmeye karar verir. khankardeşine bu evliliği istediğini anlatacak fakat müslüman olmayan bu kadınla evlenmesi pek hoş karşılanmayacaktır... neticede evlenirler... herşey harikadır... mandira khan'ın hasta olduğunu bilerek onunla evlenmiştir onun bazı eksiklerini tamamlar... khan hastalığı sebebiyle, duygularını belli net belli edemez, ağlayamaz, üzülemez, tanımadığı insanlara dokunamaz, bazı sesler ve renklere takıntılıdır.. yinede evlilikleri güzel gider... ta ki.. 11 eylül 2001 de amerika da ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra müslümanlara olan bakış açısı değişene dek... mandiranın oğlu, khan soyadını aldığı ve üvey babası müslüman olduğu için okulda sürekli taciz edilir... yine bu tacizlerin yaşandığı bir gün kendinden büyük çocuklar tarafından dövülür ve hayatını kaybeder....
mandira artık bu ölümden khan'ı sorumlu tutmaktadır... khan'a "artık gitmeni istiyorum der"
khan ona ne zaman dönebileceğini sorar ve cevabı ; "tüm dünyaya ve hatta amerika başkanına, terörist olmadığını anlatıp ikna ettiğin zaman" olur...

khan bu cevabı ciddiye alır ve yolculuğu başlar...


My Name is Khan


film 3 saate yakın sürüyor.. ama bir sn bile sıkılmadan izliyorsunuz.. mandira'nın oğlunu kaybettiği sahne en dokunaklı sahnelerinden biri... filmde biraz forrest gump biraz yağmur adam aetkileri mevcut... ama din, siyaset ve ırkçılık konularının üzerine çok güzel işlenmiş kült bir film olmaya aday... 

khan tam olarak , insanların sonradan edinilmiş, kin, nefret, aşağılama vb duygulardan arındıktan sonra nasıl bir canlı olduğunun kanıtı...

filmin sloganı haline gelmiş

"benim adım Khan, ben bir terörist değilim" cümlesi aslında tüm filmi özetliyor... 

çok şey söylemek istemiyorum ama 3 saatlik dolu dolu bir film için ancak bu kadar kısa kesebiliyorum :)

izlediğinize kesinlikle pişman olmayacaksınız....

not : bu arada filmin başrol oyuncuları shahrukh khan ve kajol yönetmenimiz karan johar'ın vazgeçilmez oyuncularıymış...
yani bir tim burton vakası daha... nasılki her filminde helena bonham carter ve johnny deep yer alıyorsa...
shahrukh khan ve kajol'da beraber onlarca film çevirmişler

23 Ekim 2012 Salı

ses bir -ki

dinlemeyi, dinlerken söylemeyi en sevdiğim şarkıdır kendileri.... sevdiren sağolsun. kocam sağolsun... :)

11 Ekim 2012 Perşembe

Bİ SES VERİN HACI !!


sevgili 84 izleyici ! lütfen arada sesinizi çıkararak burada olduğunuzu belli edin de bende kendi kendime konuşuyormuşum hissi yaşamayayım...






bu da bu günkü ruh halim... çünkü... öyle


9 Ekim 2012 Salı

bu aralar...

biraz duygusalım....








istiyorum ki, şarhoş olayım.... sevdiğim birkaç kişiyle beraber....






8 Ekim 2012 Pazartesi

127 saat

çok etkilendim.. çok ağladım... çok çaresiz hissettim... sanki o kanyonun arasında ben kalmıştım.. sevdiklerim. annem, babam, eşim, abim, yeğenim herkes geçti gözümün önünden... yaşadıklarım, yaşayacaklarım... bu eğer benim başıma gelseydi, ya eşimin başına gelseydi dedim...

ölümden kötüsü var mı ? varmış...ölümü beklemek... ve filmde bunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz... 


james franco'yu çok severim... neden bilmem..gözlerinin içi gülüyor adamın.. böyle gülen insanları severim genelde... bu filmdeki performansını çok beğendim... 


aron doğaya aşık bir dağcı... yürüdüğü toprağı, doğayı, kanyonları, kayaları avucunun içi gibi biliyor... doğayı çok iyi tanıyor.. ama yalnız çıktığı bir yürüyüşte büyük bir kanyonun içine düşüp onunla beraber yuvarlanan kaya ile kanyon arasına sıkışmasına engel olamıyor... çok iyi bildiği , çok sevdiği doğa onun sonunu hazırlıyor
ümitleri tükendiği anda yanındaki kamerasına, ailesine verilmesi için kayıtlar yapıyor


yürüyüşe giderken, bulamadığı için yanına almadığı bir çakının bu kadar önem taşıyacağını bilmiyordu tabi... bunu kör bir bıçakla kolunu sıkışıp kaldığı kayadan keserek çıkarmaya çalışınca bir kez daha anladı...

muslukta boşa damlayıp giden her su damlasının bu kadar değerli olduğunu bilmiyordu aron, yanındaki su tükendiğinde idrarını içmek zorunda kalınca anladı...

annesine ve arkadaşına nereye gittiğini söylemediği için bu kadar pişman olacağını da bilmiyordu... 127 saat, yani 5 gün boyunca düşünecek çok vakti oldu... pişmanlıklarını, hayallerini... keşkelerini...


işte o aron...

Aron Ralston hayali bir kahraman değil...

onun yaşadığı herşey sonuna kadar gerçek... önce kitap, sonra film haline getirildi... filmi izledikten sonra. Aron'un kanyonda kaydettiği gerçek görüntüleri youtube'dan izleyebilirsiniz... yüreğiniz dayanırsa...

film. hikayesi ve sountrack'i herşeyi çok etkileyiciydi...

dido'nun sesinden buraya tıklayarak müziğini dinleyebilirsiniz....

gerçek ve dokunaklı bir hikaye izlemek isterseniz... mendillerinizi hazırlayın...

imdb puanı : 7.8
sinemalar.com puanı : 8.6