macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2013 Cuma

Life Of Pi ( Pi'nin Hayatı )

http://www.lisalately.com/wp-content/uploads/2013/01/Life_Of_Pi_Wallpaper.jpeg

NOT : bu anlatım azıcık spam içerebilir... filmi izlemediyseniz lütfen izleyip öyle gelin. adamı hasta etmeyin !

öncelikle şunu söylemeliyim ki bundan 3 hafta kadar önce bir akşam sevgiliyle aklımızda herhangi bir film olmadan sinemaya gidelim diye evden çıktık. (hayır bu filmi o zaman izlemedik) 

gişe de o film mi olsun, bu film mi olsun, diye uzuuun uzuuun düşünüp karar veremedikten sonra  eve geri döndük... işte o zaman Life Of Pi gösterimdeydi fakat hakkında hiçbirşey bilmediğim bir filmi izlemeye cesaret edemedim...

öyle ki hindistan'la bir alakası olduğundan azıcık haberim olsa izleyecektim... malum artık hint filmlerine ilgimi biliyorsunuz... 

ama bu kez bir uzakdoğulu yönetmenin elinden çıkmış. 
hepimizin ya da çoğumuzun "brokeback mountain" filminden tanıdığı, aynı filmde oscar'ı da kapmış olan yönetmen Ang Lee'nin filmi.

filmi Giz'in şuradaki anlatımından sonra, vizyonunun son demlerinde, yani dün akşam sinema'da 3 boyutlu izledim. evet film bir görsel şölendi aynı zamanda, ama 3 boyutlu izlemezseniz de zevk vereceğine eminim...

film hakkında söylenecek onca şey olmasına rağmen, felsefesi, din ve tanrı olgusu, hayatta kalma savaşı, dostluk, korkular...
 benim söylemek istediğim tek şey var

izleyin kardeşim !

şimdi başka birşeyden bahsedeceğim... kedilerle aramda acayip bir bağ var. artık biliyorsunuz... size bununla alakalı bir yazı daha yayınlayacağım yakında...
kedi ve kedi türleri oldum olası ilgimi çeker. hele ki kaplanlar, onların ihtişamı, ulaşılmaz oluşu, asaleti, renkleri, desenleri her bir şeyi bende büyük bir hayranlık duygusu uyandırıyor, eğer benim gibiyseniz bu filmde doyacaksınız :)


http://www.flicksandbits.com/wp-content/uploads/2012/10/life-of-pi-9.jpg
Richard Parker adında 300 kiloluk bir bengal kaplan ile, Pi adında 16 yaşında hintli bir çocuğun, batan bir gemiden kurtulan tek canlılar olduğunu ve tek bir filikada, beraber verdikleri yaşam savaşını izleyeceksiniz.

http://marcelosantosiii.com/wp-content/uploads/2013/01/Life-Of-Pi-Poster.jpg

istediğiniz anlamı çıkarmanıza müsait bir film fakat, sanırım en önemlisi, bazı korkularımızın bizi aslında hayatta tuttuğu.

bazıları filmin sonunun havada kaldığını düşünse de, ben en vurucu sahnenin filmin sonu olduğunu düşünüyorum. ne sanıyordunuz ? richard parker'ın dönüp Pi'nin boynuna sarılıp beraber ağlayacaklarını mı ?

http://allthoseprettythings.blog.com/files/2013/01/life-of-pi.jpeg

eğer öyle düşünüyorsanız bence Pi'nin anlattığı 2. hikayeye inanlardansınız...
bana sorarsanız ben 1. hikayenin gerçek olduğuna inandım. çünkü Pi'nin de dediği gibi "hiçbir kedi türü evcilleşmez, sadece eğitilebilir" ve Richard Parker'ın karaya indikten sonra arkasına bile bakmadan ormanın içinde kaybolup gitmesi de bunun kanıtı...

http://3.bp.blogspot.com/-ItnMlEZE_rI/UO_TWVJPFQI/AAAAAAAAHMA/Nim1cykSR7s/s1600/life-of-pi-mexico-shore.jpg
sanırım hala bazı sinemalarda gösterimde, ben marmara forumda izledim belki haftasonu da gösterimde olabilir. ama sanırım bu son hafta , yani 3 boyutlu izlemek isteyenler ellerini çabuk tutsun...

15 Kasım 2012 Perşembe

BULUT ATLASI

artık kışın ciddi ciddi gelmesinden mütevellit sinema sezonumuzu açtık... eveet yazın sinemaya gidilmiyor cidden, bu nedenle midir bilinmez, en güzel filmler de hep kışın vizyona giriyor...




bulut atlasını sinemada izleme konusunda bazı tereddütlerim vardı... genelde görsel filmleri sinemada büyük ekranda izlemeyi seviyorum... veya 3 boyutluları...onun dışında sinemaya gitmeyi çok sevsem de gitmiyordum, nedeni çok açık, daha öncede belirttiğim gibi, sinemadaki saygısız insalara tahammülüm yok pek... ben film izlerken gereksiz gürültüyü, konuşmayı ve sürekli alt yazının tam ortasına denk gelen koca kafalı birini hoş göremiyorum :)
bulut atlasını sinemada hafta arası izleyecekseniz bir hususa dikkat etmeniz gerekiyor... film çok uzun, yaklaşık 3 saat sürüyor. ve bizim gibi saat 21:30 da girerseniz gece 00.30 da ancak çıkabiliyorsunuz. evinizde çok yakın değilse en iyi ihtimalle evde olmanız 01:00 :)

çok şükür ki evimize yakındık.


filmde 6 ayrı hikaye var ve ilk 45 dakika birşey anlamadan izliyorsunuz.. zaten benim sinemada izlemeye tereddüt etmemin sebebi de bu yüzden yapılan olumsuz yorumlardı... fakat abarttıkları kadar değil aksine hiç değil... evet bir süre hiçbirşey anlamadan izliyorsunuz bu doğru, ama sonra çözülüyor kafanızda... ve aslında farklı zaman ve mekanlarda geçen 6 ayrı hikayeyi izlediğinizi anlıyorsunuz...


filmin kadrosu oldukça sağlam... zaten bir filmde Tom Hanks varsa baştan bir puan alıyor benden :)


tom hanks dışında şimdi saymaya üşendiğim bi dünya ünlü oynuyor... 

film için ekşi de ve diğer sinema sitelerinde yaptığım araştırmalar sonucu herkese başka birşey anlatmış. ve ya herkes başka birşey almış hikayeden.

bana kalırsa kusursuz bir başkaldırı filmi... nerede ne zaman yaşamış olursanız olun içinde yaşadığınız duruma boyun eğmektense, fitili ateşleyenlerden biri olabilirsiniz...

beni en çok etkileyen gay müzisyenin, gemideki kölenin ve somni'nin hikayesiydi... 

film uzun falan ama sıkmadan izletiyor... oyunculuklar makyajlar herşey şahane.. film bitince bi bekleyin ve ekranda kimin hangi rollere hayat verdiğini izleyin... biz çoğunu tahmin etmemize rağmen bazılarına çok şaşırdık, nasıl bu kadar değişebilir insan pes !! :)
çok keyifli bir filmdi

8 Ekim 2012 Pazartesi

127 saat

çok etkilendim.. çok ağladım... çok çaresiz hissettim... sanki o kanyonun arasında ben kalmıştım.. sevdiklerim. annem, babam, eşim, abim, yeğenim herkes geçti gözümün önünden... yaşadıklarım, yaşayacaklarım... bu eğer benim başıma gelseydi, ya eşimin başına gelseydi dedim...

ölümden kötüsü var mı ? varmış...ölümü beklemek... ve filmde bunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz... 


james franco'yu çok severim... neden bilmem..gözlerinin içi gülüyor adamın.. böyle gülen insanları severim genelde... bu filmdeki performansını çok beğendim... 


aron doğaya aşık bir dağcı... yürüdüğü toprağı, doğayı, kanyonları, kayaları avucunun içi gibi biliyor... doğayı çok iyi tanıyor.. ama yalnız çıktığı bir yürüyüşte büyük bir kanyonun içine düşüp onunla beraber yuvarlanan kaya ile kanyon arasına sıkışmasına engel olamıyor... çok iyi bildiği , çok sevdiği doğa onun sonunu hazırlıyor
ümitleri tükendiği anda yanındaki kamerasına, ailesine verilmesi için kayıtlar yapıyor


yürüyüşe giderken, bulamadığı için yanına almadığı bir çakının bu kadar önem taşıyacağını bilmiyordu tabi... bunu kör bir bıçakla kolunu sıkışıp kaldığı kayadan keserek çıkarmaya çalışınca bir kez daha anladı...

muslukta boşa damlayıp giden her su damlasının bu kadar değerli olduğunu bilmiyordu aron, yanındaki su tükendiğinde idrarını içmek zorunda kalınca anladı...

annesine ve arkadaşına nereye gittiğini söylemediği için bu kadar pişman olacağını da bilmiyordu... 127 saat, yani 5 gün boyunca düşünecek çok vakti oldu... pişmanlıklarını, hayallerini... keşkelerini...


işte o aron...

Aron Ralston hayali bir kahraman değil...

onun yaşadığı herşey sonuna kadar gerçek... önce kitap, sonra film haline getirildi... filmi izledikten sonra. Aron'un kanyonda kaydettiği gerçek görüntüleri youtube'dan izleyebilirsiniz... yüreğiniz dayanırsa...

film. hikayesi ve sountrack'i herşeyi çok etkileyiciydi...

dido'nun sesinden buraya tıklayarak müziğini dinleyebilirsiniz....

gerçek ve dokunaklı bir hikaye izlemek isterseniz... mendillerinizi hazırlayın...

imdb puanı : 7.8
sinemalar.com puanı : 8.6



9 Temmuz 2012 Pazartesi

EJDERHA DÖVMELİ KIZ



ejderha dövmeli kız'ın kitabını okuduktan uzunca bir süre filmini izlememek için direndim aslında... gerek çevreden duyduklarım. gerekse kitaba olan sadakatinden !
film hakkında öyle kötü yorumlar yapılmıştı ki, izleyip kitabı küçültmek istemedim belki... kitabı zevkle okudum. özellikle lisbeth karakterinin kafamda canlanan hayali, çok karakteristik olduğundan, çok iyi yansıtılamayacağını düşündüm. filmin iki versiyonu var. biri isveç, danimarka, alman ortak yapımı, diğeri ise tabiki abd yapımı olan yukarıda afişini de görmüş olduğunuz versiyon... filmin amerika yapımını izledim. zira isveç yapımıyla alakalı yorumlar bundan daha ağırdı :)
filmin muhteşemliği, konunun özgünlüğü tartışılır ama, benim hayalimdeki lisbeth'le, filmdeki lisbeth neredeyse birebir aynıydı.. bu sebeple sanki kendi yönettiğim bir filmi izliyor hissine kapıldım. ve filmden çok zevk aldım.
yapılan ağır yorumlar, filmi karalayanlar da kusura bakmasınlar. ben çok beğendim. ayrıca onların neyi beğnmediğini de anlamadım...

filmin isveç te geçiyor olması da artı bir sebep... soğuk memleketleri seviyorum arkadaş. ver bana isveç, norveç, sibirya falan. giyeyim yapay kürkümü akşama kadar sokaklarda fink atayım. norveç'li balıkçılarla ahbap olayım, onlara neutrogena yerine yılların eskitemediği arko kremi önereyim. "ananem bile bunu kullandı" diye anlatayım...

neyse konuya dönelim...

isveç yapımını izlemedim ama filmin resimlerinden anladığım kadarıyla isveç yapımındaki  lisbeth çok çakma olmuş kusura bakmayın şimdi :)
zira abd yapımı lisbeth karakterine can veren Rooney Mara 'nın orjinal halini gördükten sonra nasıl evrimleştiğine baya şaşırdım.
neticede kitabı okuyun veya okumayın izlemeye değer bir film olduğu kesin.