21 Aralık 2012 Cuma
let's fall in love
bu aralar filmler yerine film müziklerini paylaşıyorum... affedin :) ama güzel şarkılar paylaşıyorum kabul edin :P
bir önceki de bu da De-Lovely filminden arak :D
hadi bu da cuma şarkısı olsun madem... mutlu hafta sonları :)
20 Aralık 2012 Perşembe
Robbie Williams- It's De-Lovely
ne güzel de kar yağıyor dışarıda, her yer bembeyaz olmuş :) evde bir şömineniz olduğunu ve radyoda da bu şarkının çaldığını hayal edin... eminim sizin de benim gibi içinizi bir huzur kaplayacak... en azından şuan içinde bulunduğumuz ofis ortamından uzaklaşacağız :)
19 Aralık 2012 Çarşamba
Please God !
veeee bir yılın daha sonuna geldik sayın bilokseverler
geçen yıl isteklerimi bir mim ile 12 adet olmak üzere yazmıştım...
ve istediklerimin büyük bir çoğunluğu, (özellikle de en çok istediğim) hemen yazıyı yazmamın ertesinde o hafta gerçekleşmişti... daha 2012 bile olmadan :)
bu yıl öyle uzun bir liste oluşturmayacağım... sağlıktan ve huzurdan sonra istediğim tek bir şey var çünkü...
2013'e girmeden gerçekleşmesi zor görünüyor bu kez...
gerçekleşir gerçekleşmez ilk buraya yazacağıma söz veriyorum :)
bunun dışında;
hepinize,
bu yıl isteyipte gerçekleşmeyen ve ya önümüzdeki yıldan beklediğiniz ne varsa olması dileğiyle, sağlıklı, bol kazançlı, huzurlu ve yüzünüzden gülücüklerin hiç eksik olmadığı bir yıl diliyorum...
7 Aralık 2012 Cuma
kasım bitmiş ya la !
ekim den sonra kasım nasıl geçti anlamadım... bunun sebebi bizim hane için grip ayı olması olabilir... önce sevgilim grip oldu, 2 gün boyunca ona iyi geleceğini düşündüğüm ne varsa yaptım... sebzeli tavuk haşlama , kemik suyuna çorba, balık, bol meyve ve sıcacık ıhlamurlar onu 2 günde ayağa kaldırdı... ama aradan 3 gün geçmeden bu sefer ben yatağa düştüm ehehe... sanki şeytan ondan çıkıp benim bünyeye girmiş gibi oldu ! (çok mu film izliyorum nedir ? :P )
maalesef benimki onun kadar hafif geçmedi :) tam 1 hafta hastalıkla mücadele ettim diyebilirim... bu kez görev sevgiliye düştü, o da elinden geleni yaptı ama :)
bu sebeple kasım fotoğraflarından pek malzeme çıkmayacak :)
maalesef benimki onun kadar hafif geçmedi :) tam 1 hafta hastalıkla mücadele ettim diyebilirim... bu kez görev sevgiliye düştü, o da elinden geleni yaptı ama :)
bu sebeple kasım fotoğraflarından pek malzeme çıkmayacak :)
bu çiçekler öyle baş aşağı kurutulunca bozulmuyorlarmış :P
canım sevgilim ona hastayken baktım diye bana böyle güzel çiçekler alıp getirmiş... oysa demiştik ya hastalıkta ve sağlıkta diye... sevgilimmm sen yeter ki iyi ol :)
ben hasta olunca...
hastalığın ilk günü işyerinde duramayınca izin alıp eve gittim yalnız başıma uzattım ayaklarımı hastalık keyfi yaptım... vitamin ve ilaç desteği ile (nutella yine başrolde)
ama sonraki günler durum o kadar iç açıcı değildi, ertesi sabah yataktan kalkamayınca sevgilinin getirdiği ıhlamurla ayılmaya çalıştım...
başucu kitabım, not defterim, ıhlamur, buruşturulmuş kağıt mendiller ve dijital derece hastalığı özetliyor sanırım...
balık bizim evden hiç eksik olmaz. ben çocukken babam kasayla balık getirirdi, bilmediğim, tatmadığım balık cinsi yoktur benim... ee bir de karadenizli kocayla evlenince durum değişmedi... haftanın 2 günü mutlaka balık yeriz biz... ama sanmayın ki körü körüne bilinçsizce tüketiyoruz... mesela şu yukarıda görmüş olduğunuz çinekop'ların 20 cm den kısa olmaması gerektiğini biliyor ve alırken bu ayrıntıya dikkat ediyoruz... greenpeace kampanyasının bu bilinçlenmeye katkısı tabii ki tartışılmaz
annem bile aldığı balıkları mezure ile ölçüyormuş :)
"biraz gözüne küçük gelmişler" ama neyseki bikaç tanesi hariç hiçbiri sınırın altında değilmiş :)
nutella yine başrolde :) şirkette bilgisayarımın hemen yanında duruyor- du geçen ay müthiş tatlı tükettim tabi bana kilo olarak geri döndü... ilk iş pazartesi rejime başlıyorum :P
örgü örmeyi çok seviyorum... terapi gibi geliyor bana, bu yukarıdakini evdeki artık iplerden örüyorum... hem ipleri değerlendirmiş oluyorum.. hemde bitince böyle rengarenk ve güzel bir örtüm olacak :)
twitter daki tepeden moda etiketini çok sevdim... kendimce eğleniyorum işte aklıma geldikçe çekip oraya yüklüyorum :)
ve son fotoğrafı bebeğime ayırdım... benim iş arkadaşım, biricik dostum canon'um... size güzel bir haftasonu diler :)
ödül mü, ceza mı ??
sevsem mi , nefret mi etsem bilemediğim şarkıcı Björk'e ülkesi olan İzlanda hükümeti tarafından ülkenin tanıtımında katkıda bulunduğu için armağan ettikleri evi görünce aynen başlıkta ki şeyi düşündüm....

deniz ortasında garip bir ada ve....

tek başına bir ev....

bana hediye edilse çok mutlu olamazdım kanımca... insan bu evde kendini dünyanın ucunda gibi hissedebilir....
iyi de hissedebilir ... ama sanırım ben çok tırsardım :/
deniz ortasında garip bir ada ve....
tek başına bir ev....
bana hediye edilse çok mutlu olamazdım kanımca... insan bu evde kendini dünyanın ucunda gibi hissedebilir....
iyi de hissedebilir ... ama sanırım ben çok tırsardım :/
30 Kasım 2012 Cuma
SONBAHAR
bazen bir tavsiye, bazen yüzlerce yorum arasından tek bir cümle, bazen ufacık bir ayrıntı film izlemem için yeterli... bu film için o sıraladığım sebeplerden bir tanesi, o küçücük ayrıntı izlemeye itti beni... film hakkında hiçbirşey bilmiyorken, fragmandaki o kocaman dalgalar bana "izle bu filmi" dedi...
kimlerine göre sanat filmi ! bir filmin sanat filmi olması için gerekli özellikler ne bilmiyorum ama sanırım türkiye de şöyle bir kanı var, bir filmde dialog az ise o sanat filmidir :)
bence son derece doğal, hayatın içinden bir film... ödüllere doymamış o da ayrı tabi....
Yusuf'un hikayesi....
üniversitedeyken karıştığı siyasi olaylar sebebiyle girdiği hapisten 10 yıl sonra hasta olduğu için tahliye olur.
rize'deki köyüne, yalnız yaşayan annesinin yanına döner Yusuf... artık yapacak bir şey kalmamıştır çünkü... babası o ceza evindeyken ölmüş ablası da evlenip başka bir şehre yerleşmiştir...
ablasıyla olan bir telefon konuşmasında ne zaman geleceksiniz sorusuna ablasının "yarı yıl tatilinde" cevabı ve yusuf'un yüzündeki o ifade uzun süre aklımdan çıkmayacak... Yusuf'un yarı yıl tatiline kadar zamanı yoktur çünkü....
işte bu dalgalar izlettirdi bana bu filmi... sebebini ancak küçük sahil kasabasında yaşamış birileri anlar belki....
arkadaşı Mikail'in zoruyla gittiği meyhanede tanıştığı hayat kadını Elka der ki ;
sen en güzel yıllarını sosyalizm uğruna heba mı ettin ?
Yusuf'ta biraz yenilmişlik hisediyoruz diyen gazeteciye yönetmen Özcan Alper'in cevabı şöyle ;
Evet bir taraftan yenilmiş gibi ama aslında yenilmemiş, o yenilginin içinde hayata tutunma, sorgulama var. Zaten ölmeye yakın biri Yusuf. Bütün 12 Eylül filmlerinde, adam cezaevine girer ama hep yenilgi vardır, yenik aydın tiplemesi öne çıkar. Ben, evet yenildik ama bu bizim geçmişimizdir ve geleceğimiz olacaktır diyorum.
Çok ajite bir şeyde söylemek istemedim. Zaten Yusuf da 3 ayı kalmış ölecek ve ölümünü saklayan biri. Bu suskunluk yenilgi anlamında değil, neyi konuşsun ki Yusuf... Öleceğini nasıl anlatsın.
evet filmde dialog az , olanlarında yarısı hemşince ve gürcüce. üstelik altyazılısı var mı bilmem ama ben filmi alt yazısız izledim... Yusuf'un annesi ne zaman konuşmaya başlasa, tek kelime anlamadığım halde gözlerim dolmaya başladı... film yüreğime oturdu yine anlayacağınız... boğazımda birşeyler düğümlü kaldı... filmde ağır ve yapış yapış acıtasyon olmasa dahi... Yusuf'un hastalığından ziyade hayatından kayıp giden bir 10 yıl vardı...
Elka'nın dediği gibi... hayatının en güzel yılları....
29 Kasım 2012 Perşembe
ROCKSTAR
bu ara hint sinemasına sardım :)
ama merak ettiğim bişey var... ya ben cidden iyilerini bulup izliyorum ya da hintliler cidden iyi film yapıyorlar...
rockstar isminden mütevellit ilgimi çeken ve izleme listemde olan bir filmdi.
üniversite de hukuk okuyan fakat gönlü müzikten yana olan JJ. okulda arkadaş ortamlarında gitarını tıngırdatarak söylediği şarkılarla popülerdir fakat, hedefi daha büyük kitlelere müziğini dinletmektir. saf, dürüst ve çalışkan bir öğrenci olan JJ. kantinde çalışan akıl hocasına göre bu şekilde asla ama asla çok ünlü olamaz... çok ünlü olmanın tek yolu, çok acı çekmektir... yani, aşk acısı çekmek, uyuşturucu batağına saplanmak, kötü bir aile geçmişi olmak ve sıradışı bir hayat yaşamaktır...
son derece düzenli bir aile hayatı olan JJ. ağzına alkol dahi sürmemesi sebebiyle çok acı çekmesi için tek yolun aşk acısı çekmek, aşağılanmak, reddedilmek olduğunu düşünür...
bunun için okulun en güzel, en ateşli, zengin ve kültürlü kızı Heer'i hedef seçer. reddedilmesi kaçınılmazdır ve bu sayede çok büyük acı çekecektir...
nihayetinde reddedilir, fakat zannettiği gibi çok büyük acı çekemez :)
defalarca Heer tarafından reddedildiği halde hala acı çekmeyen JJ. sonunda pes eder...
Ama birden kesilen bu ilgi Heer'in dikkatini çeker ve bu kez kendisi JJ. ile konuşmaya çalışır...

aralarında hiç tahmin etmedikleri bir biçimde son derece eğlenceli bir dostluk başlar... Heer'in konumundaki bir kızın asla yapmayacağı çılgınlıkları beraber yapmaktadırlar... çok kısa süreye çok fazla şey sığdırmaları gerekir çünkü 2 ay sonra Heer evlenip Prag'a yerleşecektir ve orada bir hanımefendi gibi yaşamak zorunda kalacaktır...
beraber sokaklarda şarkılar söyleyip dans ederler... bu esnada JJ yani Jordan prodüktörlerin ilgisini çekmeye başlar....
o artık ünlü ve kalabalık topluluklara şarkılar söyleyen bir Rockstar'dır
Jordan'ın hastanede kurduğu cümle içimize oturdu ve anladık ki hayattaki herşeyin bir can karşılığında anlamsızlaştığı zamanlar var... sevgi hiçbir şeye değişilmiyor...
"çok ünlü olmak istemiyorum, artık acı çekmek istemiyorum"
ROCKSTAR
masal gibi bir filmdi, müzikleri, renkleri, değişik kültürlere yaptığı göndermeleri, değişik çekim tekniği sebebiyle bir masalı dinler gibi Jordan'ın şöhret yolunda verdiği kayıpları izledik...
filmin yönetmeni İmtiaz Ali iyi iş çıkarmış
Jordan rolünde Ranbir Kapoor, Heer rolünde Nargis Fakhri var
ve arka planda hindistan, prag, italya :)
uzun bir yoldu, ben sadece bir kısmını aktarmak istedim... geri kalanını izleyeceksiniz... ve çok seveceksiniz...
şimdi filmden bir klip
Etiketler:
dram,
film,
hindistan,
hint filmleri,
imtiaz ali,
komedi,
prag,
ranbir kapoor
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








