29 Kasım 2010 Pazartesi

trevor reznik sendromu


şuan gecenin bu saatinde (04:18) uyumaya çalışırken kalkıp bunları yazmamın sebebi, bana vahiy gelmesi değil..... uyuyamamaaaaaaam :(

bahsettiğim uyku problemi hız kesmeden devam etmekte... ve hafta sonu olması sebebiyle ilaçta alamadım... üstelik daha kötüsü yarın sabah erken kalkıp anneme gitmem gerek... :(

ışığı kapayıp yatay pozisyona geçtiğim anda uyku denen o muhteşem şey kaçıveriyor... hayal aleminde saymadığım kuzu, koyun, keçi, teke kalmadı... artık çareyi büyükbaşta deneyeyim dedim.. fakat onlarda gövdelerini kaldırıp çitten atlamıyorlar.. yok yok inanın şaka değil bu az önce yatarken denedim bunu. gerçekten bilinçaltım ısrarla çok ağır olduğunu ve seri bir şekilde atlayamayacaklarını emrediyor.. olmuyor atlatamıorum... :(

birde kulağımda bir ses var o gıcık sesi hepimiz tanıyoruz... hani çıplak zemmine elimizden kayıp düşen oval bir nesnenin yuvarlanarak oluşturduğu ve bitmek tükenmek bilmeyen o dairelerin sesi varya, işte o :(

mesela şuan ben birazdan uykuya dalıp rüyalar görecek bir bebe gibi esneyip duruyorum... ama ışığı kapayıp yattığım an bitiyor herşey..... :(

bu akşam yeni bir kitaba başladım "olasılıksız"

olasılıklardan bahsederek başlıyor kitap. çoğunuz bilirsiniz. neyse başladım okudum okudum okudum... uykum geldi ışığı kapadım... ve yine olmadı.... 

yarın... anneme giderken bir eczaneye uğrayıp ilacı alıcam artık... yalnız bu ilacında kötü bir tarafı var, içtikten maksimum 15 dk sonra sızıp kalıyorsun (bir keresinde aynı resimdeki gibi klavyenin üstünde uyuyakalmıştım) ve uyandığında, veya uyandırıldığında etkisini devam ettiriyor... bütün gün ortada salyaları akarak gezen ama ağzını kapamayı akıl edemeyen bir mal gibi dolaşıp duruyorsunuz... ekrana ağzınız bir karış açık gözler yarı kapalı bir vaziyette bakıp saatlerce oturabilirsiniz... bir nevi trans hali :D

fakat ben sadece uyku düzenm yerine gelene kadar kullanacağım... 

en çok özlediğim şey en geç gece 12 de uyuyup sabah 9 da uyanabilmek :( sonra ebru şallı'yla plates yapmak :P

huzurunuzda dua ediyorum, ne olur tekrar uyuyabileyim... :(

27 Kasım 2010 Cumartesi

tek istediğim uyumak :(


fecii günler geçiriyorum :S ciddi uyku problemi yaşıyorum.. bu sabah 9 da ancak uyuyabildim... elimde değil... 

kendimi makinist filmindeki trevor riznik gibi hissediyorum..sanırım bende uyku yeteneğimi kaybettim.. inanın bir ara gece kalkıp uykumun gelmesi için onun gibi diş fırçasıyla yerleri fırçalamayı bile düşündüm... 

yatıyorum sağa dön sola dön öffle pöffle... kalk 2 sayfa kitap oku, evet evet sanırım uykum geldi de yat ama yine sağa dön sola dön... kalk bir bardak süt ısıt iç, yine yat sağa dön sola dön, yine kalk bilgisayarı aç bak bak bak gözlerin yanana kadar saçma sapan şeylere bak oku.. evet bu kez kesin uykum var de. yat sağa dön sola dön... gün aydınlansın saatler geçsin ve ne zaman olduğunu kavramadan saçma sapan bölük pörçük uykuya dal... ama bütün sesler kulağında çınlasın...

merdivenleri koşarak çıkan çocuğun, işe gitmek için çalıştırılan araba motorunun, buzdolabın üzerindeki küçük saatin, martıların... her ses iğne gibi beynimin içine içine işliyor...

hayatımda ilk kez uyku problemi yaşıyorum... 

ve bunu kendi kendime yenemeyeceğimi artık biliyorum... işin kötüsü bi şekilde uyusamda (ki bu kesin gündüze denk geliyor) bu kez uyandığımda midem taş gibi olmuş vaziyette ve hiç yemek yemiyorum.... :(  

ne gün ışığını adam akıllı gördüm 1 aydır nede sabah kahvaltısı yaptım... bu işin bir sonu gelmeyecek anladım... eskiden kullandığım bir ilaç beni deli gibi uyutuyordu.. o zaman çalışmamı etkiliyor diye çok sevmiyordum bu ilacı.. ama kıymetini bilmemişim... şimdi yine o ilacı kullanmaya başlayacağım... artık bu psikolojiden çıkmak istiyorum... evet istiyorum.. resimlerdeki gibi mışıl mışıl uyumak sabah dinç uyanmak, güne mutlu başlamak istiyorum...

ayrıca sütün uyku getirdiği de yalannnnnnnn :S

26 Kasım 2010 Cuma

başlıksız

bir şeyler yazdım, bir sayfa dolusu yazdım hemde... oysa güzel şeylerdi... fakat sonunda yine suçlanacağımı bildiğimden sildim hepsini... insanın artık birşeyleri söylemekten vazgeçtiği anlar vardır ya, işte onlardan biridir bu...

birşey biliyorum tek bir şey... kimse, hiçkimse sizi sizden iyi anlayamıyor...

annemi özledim, çok özledim.... daha geçen pazar gördüm ama olsun... şimdi yarın arasam desemki;

"anne seni çok özledim" 

anlayacak kadın.. alışık değil çünkü... o beni her aradığında söylemesine rağmen.. ben bir kere bile söylemedim... aptalım değilmi... çok aptalım hemde....

annemi çok özledim......

24 Kasım 2010 Çarşamba

son günlerde










bu aralar içimde tarifi zor duygular yaşıyorum... sebebini kesin belli olmadan söylemek istemiyorum... hayır hayır hamile falan değilim :P




bu sebeple ne yazmak istiyorum ne de başka bişey yapmak, dün oturup iki film izledim arka arkaya.. biraz onlardan birazda son okuduğum kitaplardan bahsedeyim..




ilk film uzun zamandır izlemek isteyip fırsat bulamadığım AMELİE ile gönlümüze taht kuran audrey tautou'nun filmi.




filmin fransızca adı; la folie... pas du tout türkçe adı ise, seviyor sevmiyor.. aslında tam olarak bir aşk filmi değil... o suratını yediğimin audrey'si yine tüm sevimliliğiyle kalbimizi çalıyor fakat filmin ortasında film yeniden başlıyor gibi... bence izlenmeli... güzeldi sevdim ben...




ikinci film ise mimiklerine, ağzına sığdıramadığı dişlerine tahammül edemediğim sinem kobal'ında oynadığı, romantik komedi... yahu bir film bu kadar çakma bu kadar özenti olabilirmi, sırf zaman dolsun diye izlediğim bir filmdi, bence sizde sırf zaman öldürmek için izleyebilirsiniz çok fazla bişey beklemeyin, filmde cemal hünal, engin altan düzyatani sedef avcı oynayanlar arasında, hele o cemal hünal denen enteresan ifadeli şaşkın görünümlü üstelikte çirkin adam varya... ıssız adam olmaktan kurtulamamış... açıkçası türkiyede oyunculuğunu beğendiğim çok fazla inan yok... ama beğendiklerimide sağlam beğeniyorum :) fikret kuşkan gibi, bu adam beni izlerken ağlatabilen tek adam heralde... hayır babam ve oğlumdan bahsetmiyorum... bence babam ve oğlumdada hümeyra bozmuş işi... o abartılı şivesi filmi inandırıcılıktan uzaklaştırmış...




kitaplara gelince efendim... son zamanlarda kitap okumadan uyuyamaz oldum.. eski günlerdeki gibi... çok büyük ümitlerle başlamadığım iki kitapta beni şaşırttı... benm burada yaşadığım yerde bir kitapçım var sık sık gidip rasgele kitap alırım... bu kitaplarda öyle oldu biri bestseller'mış sonradan öğrendim kitap bir mülteci çocuğun dramını anlatıyor... adı küçük arı... çok fazla söze gerek yok. güzel kitaptı... bitirmesi biraz uzun sürsede yer yer acaba şimdi ne olacak diye merak ettiğim zamanlar oldu..




diğer kitap ta ''çünkü seni seviyorum" isimli enteresan bir kitap. yazarı guıllaume musso. aşk romanlarını hiç sevmem.. ama bu kitabın açıklaması ilgimi çekti ve kısa zamanda filminin çevrilmesini umuyorum şimdi... bu arada adı gibi aşk yoğunluklu bir kitap değil bu.. orada sevilen bir kadın veya bir erkekte değil...




üçüncü ve son kitap ta.. başladıktan 2 gün sonra biten ve okurken çok eğlendiğim çok güldüğüm bazen sinirlendiğim ve bir çoğunuzun bildiği "pucca günlük ; küçük aptalın büyük dünyası"




güzeldi ve devamını bekliyorum...




işte böyle sayın bilokseverler... son günlerde yaptıklarım sadece kitap okumak ve film izlemek.. bilgisayarımı bile doğru düzgün elime almaz oldum.. daha çok düşünüyorum... kafamın içi çok dolu... çok karışık, duygularım çok karışık...




yakın zamanda netlik kazanacak o zaman sizinle de paylaşıcam.. şimdilik hoş kalın....





22 Kasım 2010 Pazartesi

coraline saçlarına elveda :(


bir süredir saçlarıma takmış durumdayım... hayır depresyonda değilim... evet depresyondayım :(

evet, yok yok tam olarak değil... yani en azından saçlarıma takma sebebim depresyon değil... kışın gelmesiyle beraber saçlarım kendinden geçti.. artık onları formda tutmak imkansızzzz... zaten ince telli ve düz olan saçlarım hemen sönüyorlar... hergün saç yıkayıp fönlemekten yoruldum... saçlarım dökülmüyor çok şükür.. ama hava nem mahvediyor zavallıcıkları... saç modelim yukarıda resimde gördüğünüzün aynısıydı.. geçen hafta kuaförüme gidip sadece sol tarafı kısaltmasını söledim asimetrik olsun istedim.. şimdi sol taraf kısa sağ taraf uzun... aslında modelden menunda kaldım ama şu çabucak sönme ve kirlenme olayına bi çare bulamadım... çeşit çeşit sabun şampuan ve her türlü zımbırtıyı kullandığım halde hacimli tutamıyorum onları... ve önceki gün aklıma bir fikir geldi...

saçlarımı kıvırcık yaptırsam nasıl olurki ??

ben böyle düşünüp dururken dün annemlerin de aynı fikirde olduğunu öğrenince daha bir gaza geldim.. fakat en son bi hayli kısa kestirdiğim için sanırım bu işlemi yaptırmak için biraz uzamasını beklemem gerek... uzayana kadar depresyondan çıkıp fikrimi deiştirmessem tabi...

moda moda dediğin....


bu seneki leopar modasına manavdaki muzlarda uymuş olmalı ki, dün resimdeki muzu aldıktan sonra iyice emin oldum.. çantamla da pek uyum içinde oldular.... :)