depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2011 Perşembe

serzeniş

çok şey öğrendim ben son zamanlarda, en önemlisi üzüntümü de mutluluğumu da sadece eşimle paylaşmayı öğrendim daha bir ton şey öğrendim, üzüldüm zaman zaman ama olsun öğrendim ya...

hayatın, istediği zaman ne kadar hoyrat olabileceğini öğrendim. ne kadar can yakabileceğini öğrendim... annemi, babamı ne çok sevdiğimi defalarca öğrendim, ama bu kez daha çok öğrendim...
bir evliliğin aşktan daha fazlası olduğunu öğrendim, hayattaki tek avuntumun evliliğim olduğunu öğrendim, çok hata yaptım, hatalarımdan hiç gücenmedim, utanmadım, çünkü ben her hatamda daha iyi olabileceğimi öğrendim.

zaman zaman hem maddi hem manevi çöküşlerim oldu, her seferinde daha güçlendiğimi öğrendim...

her zaman hayatın bana torpili var derdim. öyle olmadığını öğrendim...

dost diye birşeyin olmadığını öğrendim... arkadaşların sadece yakın ve uzak olmak üzere 2 ye ayrıldığını, hiçbir insanın kimseyi, arada kan bağı yoksa koşulsuz sevmediğini eleştirmemezlik yapmadığını ve en kötü gününde bile canını acıtacak sözler sarfedebildiğini öğrendim... ama onları olduğu gibi kabullendim ben, bunada gücenmedim...

yıkılmadım ayaktayım klişesi yapacak değilim. bazen dizlerimin üzerine çöktüm bazen yere kapaklandım, ama başımı kaldırdığımda elimi tutacak bir ailem ve eşim olduğunu öğrendim...

bazen kardeş'in bir lafı yüreğimi dağladı derin yaralar açtı, ama o zamanda onun beni kardeşi olarak görmediğini öğrendim... sıradan bir insana sarfedilen sözlerdi çünkü onlar...

hatalarımdan hiç gücenmedim dedim ya, hayat iyisiyle kötüsüyle bana aitti çünkü hatalarım bana ben olmayı öğretti, fakat diğer öğrendiğim herşeyi, keşke öğrenmeseydim... keşke insanları kendim gibi bilmeye devam etseydim...

3 Ağustos 2011 Çarşamba

masallar büyükler içinmiş


evet bir yerde okumuştum... masallar büyükler içindir, zira çocuklar zaten bir masalı yaşarlar... diyordu...
ne kadar doğru, gerçekten masallara ihtiyacım var şuan, gerçek olan hiçbirşeyi duymak konuşmak istemiyorum, gerçekler canımı sıkıyor artık...
yılın en huzurlu ayını yaşamamıza rağmen içimde ufacık bir huzur zerresi yok... aksine sabahlara kadar huzursuzluktan uyuyamıyorum... sağa sola dönmekten artık canım acıyor... kendimi çok mutsuz hissediyorum...

tek istediğim bir masalın içinde yaşamak, herşey rengarenk, bütün insanlar mutlu...

nightmare before christmas'taki christmas kasabasında yaşamak istiyorum....

alice harikalar diyarındaki alice olmak istiyorum...

pamuk prenses olmak istiyorum, etrafımda 7 sevimli cüceyle beraber ormanda huzur dolu bir evde yaşamak istiyorum...

kırmızı başlıklı kız kadar saf ve temiz olabilmek istiyorum...

dikkat ettimde her masalda bir dram saklı... hepsinin sonu mutlu ama...

ümid etmekten yorulsamda kendi kendime sormadan edemiyorum yinede,

acaba benim masalım da mutlu sonla bitecek mi ?

burası benim serbest bölgem...

sıkıldım... hemde çok sıkıldım... hayatımda geçirdiğim en sıkıcı kıştan sonra en sinir bozucu yazı da geçirmiş bulunuyorum...
şimdiye kadar düşündüklerimi ilk ve son kez dökeceğim...

bir insanın hayatının 27 senesinde tek başarısı iyi bir kocaya sahip olabilmek olurmu ? benim öyle. ona da başarı denilmez aslında ama "hiçbirşey" demekten daha iyi geliyor...
şimdiye kadar bir dikiş tutturamamış olmaktan elimi attığım her işte başarısız olmaktan çabalamaktan çalışmaktan ama yinede sonuçsuz kalmaktan sıkıldım...
şansımın ne zaman döneceğini ümitle beklemekten sıkıldım.
hep birşeyleri ertelemekten sıkıldım...
sürekli plan yapmaktan sıkıldım...
sevmediğimiz meslekleri yapmak zorunda kalmamızdan sıkıldım...
ve zamanında sevmeyeceğimizi bile bile o mesleği seçmiş olmaktan sıkıldım...
istanbul'dan sıkıldım çok sevmeme rağmen...
sıcak havadan sıkıldım...
sabretmekten sıkıldım...
hayattan sıkıldım...

kendimden sıkıldım...

13 Temmuz 2011 Çarşamba

burada neler oluyor ?


sıcaklar, sevgili annemi ağlatırken, bir yandan ishal bir yandan alerjiyle boğuşuyorum... cırcır olmamın sebebi geçen gece sahilde sipariş verdiğimiz 400 adet midye olabilir ama yaz günü alerji hangi hayra alamet onu kestiremiyorum...
neyse ki erteleye erteleye, zaman zaman astım ilaçları kullandırılaraktan türk doktorlarının kobayı olmak zorunda kalaraktan.. bu zamana kadar gecikmiş bir alerji testim var... tarihi 29 temmuz. bu tarihi bana veren doktora gideli 2 ay oldu... o zaman çook uzak gelmişti, hatta ve hatta alerjim o tarihe dek sürmez bile demiştim ama yanılmışım . hele ki şu ara tavan yaptı...
bunun dışında işler fena boka sardı... biraz gergin ve sinirliyim bu ara, hani bir salon açmıştım ya ben... baya zormuş bu işler.. neyse detaya girmeye gerek yok herşey yoluna girecek öyle ümit ediyorum... e yoluna girmesse de aziz yıldırım'ın yanından size kart atarım artık :) sizde bana temiz çamaşır, sigara falan getirirsiniz görüş günlerinde... (bugünlerin geyiği bu aramızda)
off öyle abuk rüyalar gördüm ki... neresinden tutup anlatsam bilemiorum... tek hatırladığım birilerinden kaçtığım ve elimde bir köpek tasması, tasmada da bir fino olduğu... köpek pitbull olsa daha havalı olacaaadı sanki... işte iç dünyamın dışa yansımalarını görüyorsunuz, oturup anlatmama gerek var mı... kafam çok youn, ne size ne kendime ne de tam olarak hiçbir şeye konsantre olamıyorum... halbuki benm şuanda ayvalıkta olmam gerekiyordu :( perşembe günüde ayvalık pazarından zeytin vs aldıktan sonra cafe karamel de oturup zencefilli kurabiye ve çay içmem gerekiordu... şimdi bekliyorlardır beni :( hem ben bekletmeyi hiç sevmem...

bak olmadı yine gece vakti damara bağladım... uykumda geldi zaten... blogu kötü emellerim için kullanmaya başladım... amaç neydi ne oldu... bu akşam izlediğim filmi anlatacaktım.. neyse yarına kalsın... iyi geceler... iyi uykular... belki uslu olursam rüyamda bu kez şirinleri görürüm falan... uyudum ben...



14 Ocak 2011 Cuma

biri beni durdursuuuunnn


efem 27 yıllık hayatımın en tembel dönemlerini yaşıyorum sanırım... tabiri caizse postu yaydım yatıorum... ve bu durum hiç hoşuma gitmiyor. sabahları uyanayım diye arayan annemi bile azarlar duruma geldim... sabahları zaten normal şartlarda gergin olurum ben... hemen her sabah arayıp gelmiyormusun diye soran annem bu sabah telefonu açar açmaz "sen hala uyuyomusun, sağlığın bozulacak uyu uyu... kaaaaaaaaaaalkkk" diye bağırınca... ona kabus gibi üzerime çöktüğünü, sabahları uyanmam için yaptığı baskılardan evden ayrıldığım halde kurtulamadığımı söledim.... pişman değilim... bi kısmı doğru çünkü :D

annem, ben evdeykende şu sabah uyandırma ayarını tutturamazdı. ya sabahın kör karanlığında başıma dikilir "kalk artık hadi kahvaltı yapıyoruz" der. ya da hiç uyandırmaz saate bir bakarım ki öğlene dayanmış :S

zaten haftanın 5 günü, hava aydınlanmadan uyanan ben, neden haftasonu da aynı saatte uyandırılmaya çalışıyorum aklım ermezdi... bunu anneme söyleyincede hiç uyandırmazdı günün yarısı giderdi... yani tek istediğim saat 10 gibi falan uyanmak oysa... :S ahh anne ahhhh...

neyse efendim evlendim kurtulamadım... ama hayatımda da hiç bu kadar bunalmadım.. iş hayatı evlilikle beraber devre arası verince. evde tüm gün yapayalnız ne yapacağımı bilemediğimden ne kadar geç uyansam kar diye düşünerekten saatleri yatakta geçiriyorum... en azından evde yalnız geçireceğim zamanı yarıya indirmiş oluyorum... ama artık yeter... çok bunaldım çok.. yapılacak herşeyi bile yapsam maksimum 1 saat sürmesinden çok bunaldım... bütün gün oje sürüp silip başka renkler sürüp zaman geçirmeye çalışıyorum... kendimi oyalayacak bişi bulamıyorum bir türlü... artık çalışma zamanı geldi anlıyorum...

kendime bool şans diliyorum :S


1 Aralık 2010 Çarşamba

gecelerin insanı oldum çıktım


gece hayatım artık tamamen raydan çıktı !!! dün sabah erken kalkıp anneme gittim.. belki erken kalktığım için uykum gelir ümidiyle akşam evime döndüğümde kendimi uykusuz değil, sadece yorgun hissediyordum :( ısrarla ilaç almıyorum... almak istemediğimden değil, hayatımın düzensizliğinde bir fırsat bulamadığımdan... 

herneyse dün gece yine saat 4 ü buldu uyumam... gelişme var diye sevinecektim. ben ne geceler gördüm sabahı güneşi görüp uyuduğum... ama sevinemedim maalesef... çünkü bu sabah 10 da uyandım ve herşey normal görünüyordu.. yataktan çıkıp salona geldim tv yi açtım ve izlemeye başladım... gözlerimi kapadım birazcık... açtığımda yemekteyiz başlamıştı :( yani akşam olmuştu...

allahım beni neyle sınıyorsun :( ya uyuyamıyorum ya uyanamıyorum... neredeyse son bir ayım kayıp...  yarın akşam sevgiliyle ankara ya gidiyoruz.. o sınava girecek bende onu yalnız bırakmayayım dedim... değişik olacak, hayatımda ilk kez tren yolculuğu yapacağım... belki değişik bişiler olması hayatımı biraz olsun hareketlendirir.. tüm bu düzensizlikler depresyondanmı kaynaklanıyor bilmiyorum, ama erken uyanamayınca kendimi çok mutsuz hissediyorum... belki yarın yazabilirim belki yazamam belki dönüşte bilemiyorum ama şimdiden herkese görüşmek üzere ve hoş kalın diyorum...

29 Kasım 2010 Pazartesi

trevor reznik sendromu


şuan gecenin bu saatinde (04:18) uyumaya çalışırken kalkıp bunları yazmamın sebebi, bana vahiy gelmesi değil..... uyuyamamaaaaaaam :(

bahsettiğim uyku problemi hız kesmeden devam etmekte... ve hafta sonu olması sebebiyle ilaçta alamadım... üstelik daha kötüsü yarın sabah erken kalkıp anneme gitmem gerek... :(

ışığı kapayıp yatay pozisyona geçtiğim anda uyku denen o muhteşem şey kaçıveriyor... hayal aleminde saymadığım kuzu, koyun, keçi, teke kalmadı... artık çareyi büyükbaşta deneyeyim dedim.. fakat onlarda gövdelerini kaldırıp çitten atlamıyorlar.. yok yok inanın şaka değil bu az önce yatarken denedim bunu. gerçekten bilinçaltım ısrarla çok ağır olduğunu ve seri bir şekilde atlayamayacaklarını emrediyor.. olmuyor atlatamıorum... :(

birde kulağımda bir ses var o gıcık sesi hepimiz tanıyoruz... hani çıplak zemmine elimizden kayıp düşen oval bir nesnenin yuvarlanarak oluşturduğu ve bitmek tükenmek bilmeyen o dairelerin sesi varya, işte o :(

mesela şuan ben birazdan uykuya dalıp rüyalar görecek bir bebe gibi esneyip duruyorum... ama ışığı kapayıp yattığım an bitiyor herşey..... :(

bu akşam yeni bir kitaba başladım "olasılıksız"

olasılıklardan bahsederek başlıyor kitap. çoğunuz bilirsiniz. neyse başladım okudum okudum okudum... uykum geldi ışığı kapadım... ve yine olmadı.... 

yarın... anneme giderken bir eczaneye uğrayıp ilacı alıcam artık... yalnız bu ilacında kötü bir tarafı var, içtikten maksimum 15 dk sonra sızıp kalıyorsun (bir keresinde aynı resimdeki gibi klavyenin üstünde uyuyakalmıştım) ve uyandığında, veya uyandırıldığında etkisini devam ettiriyor... bütün gün ortada salyaları akarak gezen ama ağzını kapamayı akıl edemeyen bir mal gibi dolaşıp duruyorsunuz... ekrana ağzınız bir karış açık gözler yarı kapalı bir vaziyette bakıp saatlerce oturabilirsiniz... bir nevi trans hali :D

fakat ben sadece uyku düzenm yerine gelene kadar kullanacağım... 

en çok özlediğim şey en geç gece 12 de uyuyup sabah 9 da uyanabilmek :( sonra ebru şallı'yla plates yapmak :P

huzurunuzda dua ediyorum, ne olur tekrar uyuyabileyim... :(

27 Kasım 2010 Cumartesi

tek istediğim uyumak :(


fecii günler geçiriyorum :S ciddi uyku problemi yaşıyorum.. bu sabah 9 da ancak uyuyabildim... elimde değil... 

kendimi makinist filmindeki trevor riznik gibi hissediyorum..sanırım bende uyku yeteneğimi kaybettim.. inanın bir ara gece kalkıp uykumun gelmesi için onun gibi diş fırçasıyla yerleri fırçalamayı bile düşündüm... 

yatıyorum sağa dön sola dön öffle pöffle... kalk 2 sayfa kitap oku, evet evet sanırım uykum geldi de yat ama yine sağa dön sola dön... kalk bir bardak süt ısıt iç, yine yat sağa dön sola dön, yine kalk bilgisayarı aç bak bak bak gözlerin yanana kadar saçma sapan şeylere bak oku.. evet bu kez kesin uykum var de. yat sağa dön sola dön... gün aydınlansın saatler geçsin ve ne zaman olduğunu kavramadan saçma sapan bölük pörçük uykuya dal... ama bütün sesler kulağında çınlasın...

merdivenleri koşarak çıkan çocuğun, işe gitmek için çalıştırılan araba motorunun, buzdolabın üzerindeki küçük saatin, martıların... her ses iğne gibi beynimin içine içine işliyor...

hayatımda ilk kez uyku problemi yaşıyorum... 

ve bunu kendi kendime yenemeyeceğimi artık biliyorum... işin kötüsü bi şekilde uyusamda (ki bu kesin gündüze denk geliyor) bu kez uyandığımda midem taş gibi olmuş vaziyette ve hiç yemek yemiyorum.... :(  

ne gün ışığını adam akıllı gördüm 1 aydır nede sabah kahvaltısı yaptım... bu işin bir sonu gelmeyecek anladım... eskiden kullandığım bir ilaç beni deli gibi uyutuyordu.. o zaman çalışmamı etkiliyor diye çok sevmiyordum bu ilacı.. ama kıymetini bilmemişim... şimdi yine o ilacı kullanmaya başlayacağım... artık bu psikolojiden çıkmak istiyorum... evet istiyorum.. resimlerdeki gibi mışıl mışıl uyumak sabah dinç uyanmak, güne mutlu başlamak istiyorum...

ayrıca sütün uyku getirdiği de yalannnnnnnn :S

6 Ekim 2010 Çarşamba


doktor randevum güme gitti dostlar... uzun süre randevu alabilmek için çabalamış kendini paralamış bir insanın başına gelebilecek en son şey başıma geldi randevum iptal oldu... en az 1 hafta beklemem gerek yeni randevu için.. ee bir yandan sevinmedim değil, tırsıyordum doktora gitmekten evet...sevmiyorum napim...

çocukluğumu 3 bölüme ayırsam 2 bölümü doktorda geçmiş diyebilirim... hanemde bir dolu doktor anısı bulundurmaktayım..iğne olmamak için hastaneden kaçıp, sokakta enselenmek. hemşireleri tekmelemek, acil serviste kan görünce bayılmak, kanı alınıp labratuarda kaybedildiği için 3 yada 4 kez kan aldırmak zorunda kalmak...  her çocuk gibi doktor fobim vardı... ve gelebilecek tüm aksiliklerde benim başıma gelirdi hep... büyüdükçe yendim korkumu fakat yinede huzursuz eder beni hastane ortamı...

bugün de dünkü ruh halimden farksızım... bütün gün üzerimde pijamalarım ayağımda terlik tv nin karşısından kalkmadım... sevgilim bitanem gün ışığım da evde yokki bu akşam :( ama gelecek az kaldı...

bu ruh halini üzerimden atmak için sanırım dışarı çıkmak gerek.. hem yarın yağmur da yağacakmış pembiş yağmur çizmelerimi giyip su birikintilerine basmak istiyorum, yağmuru çok seviyorum ben... :)

5 Ekim 2010 Salı

aslında yazıp deşaj olmak istiyorum ama ne yazacağımı bilemiyorum... ruh halim çok karmaşık bu aralar, dün ne kadar neşeli uyanmıştım halbuki.. sanırım sebebi sonbahar bu durumun ve tabii bir de hormonlar... bir de yarın doktor randevum var, düşündükçe afakanlar basıyor. mühim bir şey değil ama hastaneye gitme fikri bile geriyor beni... ne kadar memnuniyetsiz biri oldum ben bugün...

sokağa çıkmak istemiyorum, konuşmak istemiyorum, aynaya bakmak istemiyorum... acil toparlanmam lazım benim hemde en acilinden.... güzel haberler ve güzel resimlerle geri dönücemm söz :)