4 Kasım 2010 Perşembe

.........................

çok yoğun bir hafta geçirdim... neredeyse cmts gününden beri misafirlerimiz vardı.. şehir dışından bir arkadaşım burada eğitimleri olunca eşiyle beraber bize geldi.. aslında bnm için değişiklik oldu diyebilirim... fakat tam geldikleri ilk gün sabah çok kötü bişi oldu bana :( gözlerim karardı birden bütün vücudum yanmaya başladı ve çok şiddetli mide bulantısı oldu... sonra hemen oturdum yoksa düşecektim bir yere... biraz oturunca geçti fakat geçincede tir tir titremeye başladım...

yani rahatsızlandım ilk gün... zamansızdı bu yüzden hiç dinlenemedim... 

bu sabah gittiler... bende şimdi dinlenmeye çalışıyorum...

içimde bir sıkıntı var... bir kırgınlık var... bazen ummadık şeylerle karşılaşınca, olur böyle...

neyse bu konuya hiç girmeyeyim...

aslında kişisel mevzuulardan çok bahsetmek istemiyorum burada.. eminim sizde çok merak etmiyorsunuz... amacı bu değil bloğun zaten...

zırvalamamamk en iyisi.. şuan biraz kendimi toparlayıp en kısa zamanda eski formuma kavuşmayı yine, yeni yeni konularla burada beraber olmayı umut ediyorum... hoş kalın...

29 Ekim 2010 Cuma

mor ve öte yanı


he evet bizim orlarda öle derler.. ötesi yada öbürü diye bişi yok (öbürü kelimesini ilk kez yazarak kullandım sanırım, bi garip geldi. doğrumu yazdımki acebaa) neyse işte öte yan derler.. 

mor ve ötesi grubunu çok seviorum.. harun tekin hakkında ortalıkta dolanan gay iddiaları geçen gördüğüm bir resim sayesinde çürümüştür heralde.. bir barda çekilmiş bir türkiye güzeli ile öpüşürken.. allam nası mutlu oldum anlatamam.. bana neyse artık. babamın oğlu sanki :D gay se gay değilse değil.. kendine gel simone :D

velhasıl bu adamların şarkıları bana hep çok derinden yazılmış geliyor.. geçen sevgilicimle konuşurkende dedimki... bu adamların şarkıları çok içli sanki bir derdi var :D

söylerken inanın aklımda bir derdim var şarkıları yoktu...

adam açıktan sölemiş yahu derdi var destek alıo belki bu yüzden.. bi gün karşılaşırsam şayet paylaşmak istermi sorcam.. sanırım kimse bu herife derdini sormamış.. artık kendi de alenen demiş artık tutamıyorum içimde diye... 

araf... ne güzel bir şarkı değilmi yahu... ben çok sevdim... kafiye redif vs ne kadar edebi kural varsa hepsine uyulmuş aferim otur 5....

bizim zamanımızda not sistemi 5 üzerindendi... zaten 10'a geçicez dedilerdi de bi ara, ödümüz kopmuştu... 5'e çok alışmıştık biz... sonra vazgeçildi şükür... off bu konuya nasıl bağladım ben şimdi bunu.. allahım nerden nereye.. işte arafı dinleyin diyecektim ben kısaca... :D

28 Ekim 2010 Perşembe

yine kabus :(

saçma sapan kabuslar görüyorum ve çok canımı sıkıyorlar :(

ya sevgilimin artık beni sevmediğini görüyorum, ya en yakın arkadaşıma kazık attığımı... bu günde sevgilimin, evde güya eski sevgilisiyle beraber fotolarının olduğu albümü buluyorum... ayyy ne tipsiz kadın öyle ne çirkiiinnn.... bide kadına bile benzemiyor ki... öylede gudubet bişi.. sevgilimde daha genç yine parıldıyor ışık gibi yanında.. bide elinden tutmuş... böyle tarla gibi bir yerdeler.... :(

o tipsiz çirkin kadını nasıl kıskandığımı anlatamam... :( ve çok mutsuz uyandım sabah.. hava karanlık yağmur yağıyor.. beni dürtsen ağlayacağım...

anladımki onun yanında erkek bile görsem kıskanma potansiyeline sahibim... halbuki ben böyle kıskanç bir kadın değildim ki :( ama bu aralar saçma kabuslar görüp olmadık şeyler sokuyorum aklıma...

bir kabus daha gördüm deniz kenarı bir yerdeyiz ben ve sevgilimin annesi... sanki kordon gibi bir yer...

merdivenle deniz seviyesine iniliyor... o biraz daha ileride ben arkadan yürüyoruz.. birden bir gürültü kopuyor arkamdan bir köpek sesi... aşşağıdan, merdivenlerden koşarak bize doğru geliyor.. önce bana saldıracak sanıyorum fakat o beni görmezden gelip yanımdan koşarak geçiyor ve ileride duran anneye saldırıyor.. o kadar korkmuşumki o anda uyandım...

galiba evde kalmak bana iyi gelmedi...

allahım sen aklıma mukayet ol... 

27 Ekim 2010 Çarşamba

yaşamak için !!!

aslında çok sinirliyim... başta izlemeye aldığım iyi şeyler yaptığını sandığım bloggerların bi poka yaramadığını görüyorum.. ne birşey aktarabiliyorlar okuyana, nede bir yaratıcılık var... ee o zaman neden yer işgal ediyorsun... siktir git çektiğin artistik fotoğrafları saçma 2 satırı kendine sakla...

her neyse efendim... beni asıl sinirlendiren şu,

ne derece hayvan sever bir insan olduğumu artık okuyupta anlamayan yoktur,  fakat vejeteryan değilim... çünkü bana oldum olası saçma gelen bir yaşayış biçimi.. hiçbir sağlıklı tarafı olmadığı gibi uzmanlarında onaylamadığı bir durum.. mantıklı hiçbir yanı yok... yaşamak için almamız gereken temel besin öğelerinden biride ettir... et sevememe, yiyememe durumunu anlıyorum.. fakat '' efenim ben vejeteryanım çünkü hayvanseverim'' durumuna aklım yatmıyor...

'doğayı yeşili çok seviyorum, bu sebeple sebzede yemiyorum' gibi mantık dışı

ben etobur bir insan değilim sadece balığı çok severim.. kırmızı et ve tavuk eti de nadiren yediğim sadece ihtiyaç duyduğum için yediğim besinler...

ya bu insanlar hayatlarında hiç belgesel izlememiş yada zır cahil tipler...

hayvanların dahi avlandığını yaşamak için et yediğini görmüyorlar.. haa kimse yemek zorunda değil.. kimse bunu anlamak zorundada değil.. ama insanların dini duygularınıda bunun ardına saklanıp aşağılayamaz...

yaklaşan kurban bayramını caniilik, katliam adı altında konu yapamaz... 

yarın birgün çocuğunuz olursa sağlıklı büyümesi adına ona et yedirecekmisiniz, yoksa  sağlıksız büyümesini göze alarak vejeteryan olarak mı yetiştireceksiniz...

ne yaparsanız yapın.. bunun adına hayvanseverlik demeyin... evimizde beslediğimiz hayvanları biz de yemiyoruz... bu çok saçma çokkk... gülüyorum bu cehalete dahada bişi diyemiyorum...

25 Ekim 2010 Pazartesi

ben çocukken salaktım


her çocuk kadar salaktım bende,

örneğin mavi gözlü insanlar dünyayı mavi görür sanardım, benden birkaç yaş büyük arkadaşım, 'sen dünyayı ne renk görüyorsun? diye sorana kadar...

ben kabul ediyorum çocukken salak olduğumu... olmayan var da sanki.

tabi bu salaklık boyutundaki saflık, gerçekleri öğrenince hep hayalkırıklıkları ile dolu bir çocuğa dönüştürdü beni... halbuki benim kendime ait dünyamda herşey sütlimandı..

televizyonu içi insanlarla dolu bir kutu zannederdim... ana haber bültenini sunan adamı biz evde yokken kapağı açıp içine girmiş sonra orada yaşamaya başlamış sanıyordum... bir de kızıyordum ona kendimce, hiç dışarı çıkıp bizimle muhabbet etmiyor diye...

ama çocukken yaşadığım 2 adet büyük hayal kırıklığı var ki, onları sanırım ölene dek unutamayacağım...

babam yeni buzdolabı almıştı o zaman daha 3 yaşındayım ( evet 3, ve dün gibi hatırlıyorum) buzdolabı girişte holde tam orta yerde duruyordu... koşarak gittim ve kapağını açtım büyük ümitlerle, işte o sahne hayatımın en büyük, ilk hayal kırıklığıydı...

buzdolabının içi BOMBOŞTU... bomboştu evet. daha 15 dk olmamıştı içeri getireli ama, benim reklamlarda gördüğüm dolaplar böyle değildiki, içinde meyveler sebzeler, envai çeşit pastalar, çikolatalar vardı, banane dışından... içi boştu !!!

işte tamda o anda anladım ben televizyon kutusunun yalancı olduğunu... o yüzden böyle takığım televizyona... her psikolojik sorunun temelinde çocukluğun yattığı doğru... 

gelelim ikinci büyük hayalkırıklığıma;

çocukların sorularıyla anneleri çileden çıkardığı döneme girmiştim sanırım.. sürekli cevabı zor sorular soruyordum, ya da cevabı çok kolay olsada bir çocuğun anlamayacağı sorular diyelim...

soy isimlere takmıştım o ara, herkes isminin sonuna bir isim daha ekliyordu... anneme sorduğumda soyisim olduğunu söyledi,

- ee peki soyisim ne ? (sorular tatmin edici olana kadar bitmez)

annem: herkesin bir ismi vardır fakat soy isim akrabalarınla aynı adı taşıdığın isimdir... yani aynı soy isimde olanlar akrabadır. dedi

belkide bana anlatabileceği en sade hali buydu cevabın..

buraya kadar normal herşey evet... 

teyzemlerle aynı mahallede oturuyorduk ve teyzemin biri benle aynı yaşta diğerleri büyük 3 tane kızı vardı, benle yaşıt olan ve bizden altı yaş büyük olan ortanca kuzenimle aynanın önünde oyun oynayarak saçlarımızı tarıyorduk...

bende dilime pelesenk olmuş soy ismimizi tekrarlayıp duruyordum... önce kendi adımı ve soyadımı söyledim sonra benle yaşıt kuzenimin adını kendi soy adımla söyledim sonrada ortanca kuzenime aynısını yaptım.... o anda ortanca kuzenim

- hayır simone o sizin soyadınız... bizim soyadınız ise farklı.

- !!!!!!!!!!!!!!!

yıkılmıştım !

kısa süreli bir sessizlik anından sonra hemen yakınımda olan dış kapıdan son sürat kendimi dışarı attım... koşarak eve gittim...  annem mutfaktaydı...

- kandırdın beni ! yalancıı ! hani onlar benim kuzenimdi hani teyzemdi, hani akrabaydık ?

annem: ne oluyor ? tabiki akrabayız tabiki onlar senin kuzenin...

ben: hayır değiller onların soyismi başka....

.....................

zavallı annem neye uğradığını şaşırdı tabi.. ve belkide anladı o anda her soruya cevap verilmemeli, bazen kendi haline zamanla öğrenmesi için bırakmalı çocuğu. :)

24 Ekim 2010 Pazar

öhö möhö


hapşrıyorum aksırıyorum... herkesi kırıp geçiren periyodik grip salgınından her yıl olduğu gibi bu yılda ben nasibimi almadım... gereksiz zamanlarda katır gibi sağlam bir bünye sahibi olan ben ne yazıkki alerjik bir insanım.. sanırım alerjim olmasa hiiiç hasta olmayacağım... geçen yıl.... offf allahım hatırlamak bile istemiyorum geçen yılı, haftada bir acil serviste sabahlayan kilo kilo serumu fondip yapan insanla şuanda çevremdeki herkes hasta olup dökülürken tık demeyen ben, aynı kişiyiz...

ama sanırım bunda evden dışarı çıkmamamında bir katkısı vardı, fakat dün geceden beri bir nane mollayım.. işte bende salgın böle hafif hasarlarla geçip gidiyor.. okula başladığım günden, kapandığı güne kadar sürekli hasta oluyorum.. okul ortamı, toz, nem beni hasta ediyor.. evde ise karantina da gibiyim.... şimdi ben ya çok hassasım yada çok naneyim.. kestiremiyorum... şuan biraz burun tıkanıklığı biraz göz yaşarması falan var... hadi hayırlısı... :(

22 Ekim 2010 Cuma

HBP


efendim ülke almış başını gidiyor... malumunuz... iktidarın her attığı adım her yaptığı girişim olay olurken, muhalefette skandallarla sarsıldı bu yıl.. artık 31 aralıkta ana haber bültenlerinde izlemeye alıştığımız ''bu yıl neler oldu'' haberlerini biliyoruz...

siyaset bana çok uzak... şöyleki oldum olası oy vermekten nefret ederim... ee mecbur vatandaşlık görevimiz fakat inanmadığım birşey için oy kullanmak bana hep saçma gelirdi... yani bu ülkede benm inanabileceğim bir yönetim zihniyetine sahip kimse yok... 

bu sebeple arkadaşlarla beraber biz kendi partimizi kurmaya karar verdik...

HBP

kim oy verir kim vermez hangi kitleye hitap ediyoruz gibi kaygılarımız yok.. çünkü bizim partimiz dürüst olacak ona eminiz... verdiği vaatlerin tersini deil, bilakis tam da, yapacaklarını vaat edecek... buna o kadar eminizki ...

gelelim partimizin açılımına

HBP yani  Halkın Bırkalanışı Partisi

ne demek bu ?

hertürlü halkı sömüren, bırkalayan gururunu onurunu ve haysiyetini elinden alan, her şekilde halkın azına zıçan ve bunu açık yüreklilikle söyleyebilen.. kuruluşunun ilk gününden niyetini adıyla beraber ortaya koyan bir oluşum demek.

ee kim bize oy verecek ? kim bunları bile bile bizi destekleyecek?

öyle demeyin ! ben kendimi yerinize koyuyorum şimdi.. 

-bilinçsizce oy vereceğime, bile bile başıma gelecekleri göre göre oy veririm, en azından bile bile lades olur deilmii ??

büyük ümitlerle başa getirdiğimiz insanların hayallerimizi bir bir yıktığına şahit olmaktansa....

sömürülmeye devam cnm ülkem....