gezmece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezmece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2011 Perşembe

adalardan bir yar gelir bizlereee



bunalım depresyon vs derken çok önemli birkaç detayı atlamış olduğumu
farkettim... son 5 gün içinde adalara, bursa'ya ve en yakın arkadaşımın doğu
muna gittim ben... bir bebeğin daha dünyaya gelişine şahit oldum... bir mucizeye daha yani...


şu yukarıda görmüş olduğunuz martı hayvanı kocamın sırtına zıçtıktan hemen sonra masamıza teşrif ederek... bize nispet yaptı sanki... arkadaş martı dediğin neticede bir kuş... o hayvandan o kadar şey nasıl çıktı anlamış değilim... yinede bu pozu verdiği için yaptığı terbiyesizliği görmezden gelip tuvalette tişört'ü yıkayıp unuttuk... adaya giderken simit almıştım yanıma.. kuşlara vapurda atmak için... vapurda atamadım ama adadaki martılar karnını o gün benm simitlerde doyurdu... hatta onun üzerinde gördüğünüz van kedisi bile...

insanlar ne kadar zalim sayın okur... şu canım van kedisi, sahipleri tarafından getirilip adaya bırakılmış.. kiliseye çıkarken ki o ızdırap yokuşunda gelenin geçenin sevgilisi olmuş.. açlıktan kaburgaları sayılıyordu... inanın onu içine koyup getirebilecek imkanlarım olsaydı alıp gelecektim.. bu kadar sevecen ve uysal bir hayvan olamaz... içim sızladı yazık... nesli tükenme tehlikesi altında olan bu hayvanı sırf kendi zevkleri için alıp sonra sokağa... hatta geri dönmesin diye adaya bırakan insanlara yazıklar olsun...

adayı geride bıraktıktan hemen sonraki gün bursaya doğru yola çıktık 4 kişi... bütün kuzenler yazın bursada toplanırız.. bu yazki toplaşmayı kaçırmamalıydım... bursa memeleketim... adı üstünde yeşil bursa... ne hale gelmiş inanamazsınız... dağdaki ormanların arasında koca koca delikler taş ocakları yüzünden harap edilen ağaçlar.. yolun kenarına öbeklenmiş dağ kadar taş yığınları... buradan beni kim duyar bilmem ama... buna birileri dur demeli artık... çocukluğumdan beri bursa da büyük patlama sesleri olurdu... taş çıkarmak için yapılan patlamalar... eskiden bu kadar çok taş ocağı yoktu... belki olması gerek bilmiyorum çok gereklimi değilmi... ama o görüntü hiçbir doğa severin katlanacağı cinsten değil... türkiyenin ciğerleri taş çıkarmak uğruna yok ediliyor... kime ne pahasına veriliyor o yerler bilmiyorum ama 2 köy arasındaki o mesafede 8 tane taş ocağı olmaz, olmamalı... ve böyle çirkin böyle itici bir hale getirilmemeli.. yol kenarlarında eskiden ormanların olduğu bursa da artık sadece taş yığınları var... bu dünya sadece bana , bize doğa severlere ait değil, sadece biz çabalamamalıyız bunun için... bu insanların yaptığı bilinçsizce davranış gelecekte onların da çocuklarına torunlarına kurak bir dünya kalmasına sebep olacak... yeşil bursa... artık yeşil değil...

tüm bu can sıkıcı şeylerin dışında kuzenin eşinin bizi piknik yapmaya götürdüğü muhteşem yerin bir resmini bile çekmemiş olmam çok ayıp değilmi ?
özür dilerim... biraz anlatayım siz anlayın... koskocaman bir kaya düşünün... tamamen doğal, böyle küçük bir dağcık gibi... ve onun dibinden buzz gibi fışkıran bir su, henüz keşfedilmediği çok belli doğru düzgün yolu bile yok... arabayla bi yere kadar zor gidebiliyorsunuz ondan sonra orman içinden o büyük kayanın dibinden devam ederek su sesini takip ediyorsunuz... yalnız böyle anlatıldığı gibi kolay değiiil... yokuş aşağı ellerimizde nevaleler ve çoğunu neredeyse emekleyerek geçtiğimiz zor yolları atlatarak :)

ehehe işin bu kısmında ufak çaplı bir survivor yaşadık... yani acun ılıcalı niye o programı çekmek için dünyanın bir ucuna gitmiş anlamış değilim...

hele dönüş işkencemiz , artık bir komedi filmimi desem korku filmimi bilemedim... efenm biz vardık kaya dibine suyun yanına manzaraya hayran bakınıyoruz... hadi yemek hazırla ye iç derken saat epey geç oldu... hava kararmaya başladı, hepimizi bir panik sardı mı... acil tırmanmamız lazım çünkü tamamen karanlık çöktüğünde geldiğimiz yolu geri dönmemize imkan yok... hem birbirine geçmiş ağaçlar hemde yokuş yukarı sağlam bir diklikte çıkmak kolay olmaz.. gündüz vakti bile epey zor olmuşken, giderken survivor, dönerken blair witch project etkilerini üzerimizde hissettik.. zaman zaman bacaklarımız kesildi gülme krizine girdik, ayağımızdan fırlayan sandaletimizi karanlıkta bulmaya çalıştık... o sarmaşıktan hallice ağaçların dalları yüzümüzü kollarımızı bacaklarımızı kesti ama zirveye arabalarımıza ulaştığımızda hepimiz toprağın üzerine yığılıp kaldık ve çok eğlendik...

hepsinin yanında tüm kuzenlerimi gördüm bi kere o bile yeter, istanbul a dönüş yolunda gecenin bi vakti bağıra çağıra söylediğimiz şarkılar yüzünden sesim hala kısık olsada çok güzel bir haftasonuydu...

istanbul döner dönmez ödenmesi gereken faturalar vergi borçları vs ile kendinden yine soğuttuysada güzeldi... şimdi tek yapabildiğim bol bol dua edip herşeyin yoluna girmesini dilemek...

herkese mutlu günler diliyorum... dualarınızda bana da yer verin olmaz mı... gerçekten ihtiyacım var :(

29 Temmuz 2011 Cuma

simone kaçar


hopp ben geldim... gecenin bi vakti oldu ama... gitmeden yazayım dedim... 3 gün yokum ben bugünde yoktum zaten :) adalarda geziorum.. herkes tatile gitti diye ağlana sızlana.. 3 gün fırsatını bulmuşken, yıllık büyük kuzen buluşmasını gerçekleştirmek üzere yarın bursa'ya doğru yola çıkıyoruz... deniz güneş kum görmeden bitecek sanırım bu yaz... artık ondan ümidimi kestim napiiim.. belki ekimde... gidersem ekime kadar diye konuyu kapatmak istiyorum :P

dönüşte ada maceramı, arkadaş olduğum martıyı anlatıcam size.... bursa'yıda anlatırım hem dolu bir post olur... öpüyorum... çok çok... görüşürüüüüüüüüüüüüz :)

22 Ocak 2011 Cumartesi

boktan bir yazı oldu üzerinize afiyet :)


( bknz ağaçlar çicek açmış)


bugün sevgili arkadaşlarımdan biri, ben buralarda yalnız ve biçareyim diye kalktı hasta haliyle bana geldi... önce mükellef kahvaltımızı yaptık sonra bi süre wii oynadık (yine kollarım tutmuyor) sonra çıktık biraz hava alalım diye... yürüdük yürüdük ....

inanamadım ağaçlar çiçek açmış ya kız :0

hemen şipşak fotoladım durumu.. ayrıca da hava fevkalade sıcaktı... sayın okur biz bu yıl kar göremicez anladım ben onu... ocak ayında da çiçek açtı ya dallar... ağaçların bile kafası karıştı ben napayım.. arada ayları şaşırmak en doğal hakkım öyleyse...

bu arada ço alakasız amma sabah rüyamda ayıptır söylemesi "bok" gördüm amma bir insan evladının o ebat ve renklerde çıkarması mümkün deil... renk renk çeşit çeşit boklar.. bir de hangi hayvana aitse şayet kendisi kadar çıkarmış.... böyle labirent gibi daracık bi yerdeydim boklara basmayım diye seke seke ceylan misali gidiyordum, ama arada ucundan basmış olabilirim bilmiyorum şuan... ööğğk anlatırken bile içim bulandı... ama niye anlattım ben bunu şimdi ? tez zamanda bir servete konacağım sanırım... bok paraya delaletmiş...

yani eğer bana piyango falan çıkmazsa gördüğümle kalıcam, yanarım yanarım ona yanarım...


17 Ocak 2011 Pazartesi

yapabilirim mi ?


dışarıda gezerken gördüğüm her güzel şeyi "ben bunu kendim yaparım yea" deyipte tembellikten yapamayan bi insanım... bakınız artık tembelliğimi alenen ilan ediyorum... utanmıyorum hayır.. böyle mutluyum...

bugün akşam üzeri 3 gibi uyanınca (artık bir pazar klasiği) kendimize gelebilmek için kendimizi dışarı attık.. biraz dolanalım hava alalım diye. zara home'u çok seviyorum tüm yatak örtüleri bardaklar çanaklar vs tam benm tarzım... country tarzını oldum olası sevmişimdir... örgü yatak örtüleri ahşap tabureler beyaz mobilyalar vs...

zara home'da el örgüsü bir yatak örtüsü gördüm ve görür görmez vuruldum... aslında çok basit ve güzel... sevgili kocicimn tüm çekelemelerine rağmen çıkarıp telefonu resmini çektim kehkehkeh... örneğini aldım güüüüya.. örücem ya... bizim gelinin hamileliğinin başında başladığım ve gaayet kolay olan bebik battaniyesini bile çocuk doğduğu halde bitirememiş bi insan olan ben.. koskocamaaaaan yatak örtüsü örecekmiş... evet bende inanmadım buna... örneğin resmini koyuyorum belki siz yapar ve beni utandırırsınız :)

13 Aralık 2010 Pazartesi

haftasonu derlemesi..


çok yoğun bi haftasonu geçirdim...

cmts taze gebe arkadaşıma davetliydik.. oraya abimlerde geldi sağım solum önüm arkam gebe... doğurmayan sobe :P

abimin eşi de malumunuz hamile olduğunda gecenin gündemi doğum ve bebek hazırlıklarıydı.. ben ve bir diğer arkadaşımız daha hariç geceyi 2 gebe 2 hala olarak tamamladık.. erkekler balkonda poker oynarken bizde onların dedikodusunu yaptık kehkehkeh... bunları okuyan sevgili hemen yarın akşam gelip bana baskı yapacak biliorum ama sölemicem.. hemen buradan da bunu belirteyim dedim... :D bu arada gecenin sonunda inception'u bir kez daha izledik... ben ve sevgili izlemiştik filmi zaten fakat diğerlerinin hatrına b,i kere daha izledik hem zaten bu filmide ancak 2 kere izleyince pekiştirebildik :D

pazar sabahı ise başka bir arkadaşın evine kahvaltıya davetliydik, ve erenköye'e gittik. bir önceki gecenin yorgunluğundan ve tabiiki bizim tembelliğimizden kahvaltı öğlen yemeği kıvamında oldu. kahvaltıdan sonra beyler maç izlemek için çıkınca bizde wii'de tenis, golf, boks ve bowling oynadık ama boksta ne kadar muhteşem olduğumuda görmüş oldum 7-8 round nakavt olmadan, bırakın nakavtı yere bile düşmeden tüm rakiplerimi ezip geçtim.. heytt be muhammed ali babammıydı bee diye bi havayada girmedim değil :P işin acı tarafı şuan iki kolumuda kullanamıorum :( öyle kaptırmışımki boksa, şuan kollarımın iç dirsek kısımları kesilmiş gibi ağrıo :( neysede güzel bir pazar günüydü...koca koca insanlar olduk hala guitar hero, wii, ps oynamaktan kendimizi alamıyoruz... ruhumuzdaki çocuğu umarım hiç kaybetmeyiz...

10 Aralık 2010 Cuma

çok yorgunum ve çok uykum var


evet çok uykum var cümlesini kurmayalı uzuuuuuuuun zaman oldu... biliyorsunuz ciddi uyku problemi yaşıyordum.. aslında hep sebebi psikolojikti ankara'ya gidiş gelişlerimizin sebebi sevgilinin bir sınavı içindi ve eğer olsaydı istanbul dışında bir yerde çalışmasını isteyebilirlerdi... tüm bunlar kafamın içinde büyüdü büyüdü.. olsa bi türlü olmasa başka türlü derken nihayet sonuç açıklandı.. kendimizi artık herşeye hazırlamıştık... olmadı :D

normal insanlşar bu duruma üzülebilirler ama sevgili de bende hiç üzülmedik...

ve artık herşey düzene girdi... dün sadece biraz daha çabuk uykuya dalmak için ilaç aldım hemde yarım... fakat bu ilaç nasıl bir kafa yapıyorsa.. ne zaman uyuduğunu nasıl uyuduğunu nereye yattığını bile hatırlamıyorsun... bu gün abimin eşi annem falan tahtakaleye gidecektik sabah erkenden... şu bebek doğduğunda dağıtılan nikah şekeri benzeri bebek şekerlerinden almak için... ehehe çok ciciler fotolarını çekip göztericem sizede...

neyse sabah onlar evden çıkınca beni arayacaklar bende onlar buraya yetişene kadar duş alıp hazırlanacaktım... sabah zınk diye gözlerimi açtım... bişi olmuştu, yataktan fırladım bi tur dolandım ve telefonu aldım .. sabah 8 buçukta aramış abimin eşi.. saate bi baktımki saat 9 buçuk.. eyvahhhhhh !! neredeyse gelmek üzeredir bunlar dedim aradım... bizim gelin yok daha evin oralardayız ee aradım konuştukya dedi... ehuehue sabah 8 buçukta biz çıkıoruz die aradığında konuşmuşuz halbuki :D ama hatırlamıorum... hemde hiç... :D nasıl tutuştum gelmişlerdir die... beni aradıktan sonra oyalanmışlar biraz ondan geç kalmışlar... neyse... gittik gezdik dolaştık... alışveriş yaptık.. tahtakaleyi çok seviorum yahu... hep ucuz denen yerler aslında bana hiç ucuz gelmez... ama orası gerçekten ucuz... şöyleki, geçen haftasonu paşabahçede gördüğüm ahşap çerezlik 15 tl iken tahtakaleden aynısını 5 tl ye aldım... 2 tane aldım hemde... sevgiliyle ne zamandır ahşap çerezlik arıyorduk, ben buraya taşınırken onun çerezliklerini eskidiler diye atmıştım da :/ dilinden kurtulmanın tek yolu yenisini almaktı.. ama yenisini almakta yetmez en güzelini almaktı.. nihayet bu derdimiz bittiii... :D

işte böyle yorucu bir günün sonunda eve külçe gibi döndüm... zaten çabucak yorulan tez canlı kelebenk gibi bi insanım ben :(

bide ilacın derin derin uyumam gereken yerde ben tam uykumu alamadan erkenden uyandığım için, şuan hem yorgun hem de acayp uykum var... işte bunu seviyorum... bu hissi seviyorum.. hayatta en mutlu olduğum zamanlar eşek gibi çalışıp eve yorgun döndüğüm zamanlardı, yorulmak bana bir işe yaradığım hissini veriyor.. :D 

belki aylardır ilk kez böyle kesintisiz ve rahat bir uyku uyuyacağım... herkese iyi geceler beybiler....

5 Aralık 2010 Pazar

pazar sendromu


şu pazar günlerini oldum olası sevmedim... en sevdiğim gün hep cuma oldu benim.. mübarek gün diyemidir nedir bilmem :P cumaları bir huzur kaplar içimi.. ama pazarrr... pazar günleri hep karamsar sıkıcı ve sinir bozucu... ben pazar günü tatil modunada giremiyorum bir türlü ... öyle arada bir gündür ki pazar çıkıp dışarı gezmekle evde kalıp dinlenmenin kararsızlığını yaşarım ben... dışarı çıksam geç saatte dönüp ertesi gün işe yorgun gideceğimi düşünüp evde dinlenmeyi düşünürüm.. evde dinlenmeye başladığım anda ise "ulen haftanın bir tatil günü var ondada evdeyim" diye hayıflanırım.. ne yapacağımı bilemediğim günlerdendir pazar.. inanın pazartesiyi bile daha çok severim.. en azında bitmesini bekleyeceğim bir sürecin başlangıcıdır pazartesi.. hiç pazartesi sendromu yaşamam ben... bence en güzeli cumartesi gecesidir... ertesi gün tatil diye rakının biranın eğlencenin dibine vurulur sonra bir çorbacıda son bulur gece... ertesi gün de (yani pazar) akşam saatlerine doğru ancak kendine gelir insan..

fakat cumartesi çalışanlar için de akşamı pek enteresan geçer... o gün çalışmış olmanın yorgunluğuda vardır .. hani hafta arası bir gün akşam dışarı çıkmak ne kadar çılgınca geliyorsa cumartesi akşamı çıkmak ta o kadar mantıklıdır.. halbuki yorgunluksa aynı yorgunluk.. stresse aynı stres... o cumartesinin tadını sonuna kadar çıkarmalıdır, dibine kadar gezip tozup, elinden geldiğince geç yatmalıdır... ama..... o hafta arası bir türlü gelmeyen uyku, nedense hafta sonu erkenden geliverir... daha akşam yemeğini yer yemez gözlerin perdesi düşer ne kadar dirensende kendini yatakta bulursun... tüm haftanın yorgunluğu ve ertesi günün iş günü olmamasının rahatlığı rehaveti kaplar tüm bedeni... aslında ne cumartesi ne pazar, en güzeli cuma akşamıdır bu yüzden....

ben en çok cuma akşamlarını seviyorum bu yüzden.. pazar günleri benim için sadece maç ve spor programları demek.... dün geceden bir iki foto ile özetledim durumu... mutlu haftalar şimdiden...

4 Aralık 2010 Cumartesi

ankara ve sonrası


birkaç gündür yazmıyorum malum... son yazımı okuyanlar bilir ankara'ya gidecektim... gittimde.. ankara'nın en güzel tarafı dönüşüydü... hayır hayır ankara çok berbat bir yer diye demiyorum... ankara'ya ayak bastığım anda bir baş dönmesi bir mide bulantısı ki anlatmamın imkanı yok.. hayatımda böyle şiddetli başım dönmemişti hiç.. trenle gideceğimizden bahsetmiştim... tren yolculuğu çok güzeldi temiz, konforlu ve güvenli... tüm ulaşım türlerinden korkan ben, trende gayet huzurluydum...

sevgili sınava girdi ben onu beklerken inanın bir ara oturduğum yerde bayılacağım zannettim.. tren ne kadar huzurlu ve güvenilir olursa olsun benim uykusuzluk problemime çare olamadı tabi.. yine gidiş yolunda hiç uyumadım desem yeri var.. sabah 7 buçuk gibi ankaradaydık.. saat 12 gibi sevgili sınavdan çıktı ve dönmüş trenimiz gece 10 buçukta olduğundan ankara'yı gezdik biraz.

ankara eskiden daha bir güzeldi... daha nezihti sanki... şimdi öyle gelmedi bana... garipsediğim istabuldan farklı bulduğum bişey yok.. herkes aynı ankara'da istanbul gibi karışık bir şehir.. gördüğüm kadarıyla, asker, öğrenci ve dışarıdan halk çok...

neyse cnm biraz rahatsızlıktan birazda yorgunluktan belkide çok tadını çıkaramadık tabi... akşam üzeri oturduğumuz bir kitap cafede istediğim makarnayla 3 kişi doyardı... yalnız oturduğum anda başlayan baş dönmem orada dahada tavan yaptı ve artık dönüş saatini iple çeker oldum.. orada girdiğimiz bir eczaneye tansiyonumu da ölçtürdüm fakat gayet normal çıktı... ben günlerdir süren uykusuzluk olabileceğini düşünüorum.. veya şeker... şayet eczacı hanımda aynısını söyledi.. aslında burada bir ara şekerime baktırmam lazım fakat onun için de önce iyice toparlanmalıyım...

dönüş saati yaklaştı saat 10 buçukta trene bindik... okumak için bişiler de almıştık yanımıza fakat o kadar bitkin ve hastaydımki artık kendimi yatağa ne ara attım ne ara uyudum inanın hatırlamıorum.. günlerdir uykusuzluk yaşayan ben sabah 7 ye kadar kesintisiz uyumuşum uyandığımda tren istanbuldaydı...

trenden indikten sonra sevgili işe döndü bende deniz otobüsüyle eve... deniz otobüsünde de gözlerim kapanıp duruyordu.. kendimi eve attım ve sabah saat 10 gibi tekrar uykuya dalmışım... uyandığımda akşam 5 olmuştu... bütün o hastalık yorgunluk ve uykusuzluğun acısıda bu şekilde çıkmış oldu... onca saat uyumama ramen gece yine yattığımda uykusuzluk yaşamadan uykuya daldım ve sabah normal bir saatte uyandım.. çok mutluyum... :D halbuki ilaçta almıştım ankara'da ama içmeye gerek kalmadı... :)

şuan hala hastalığın etkileri devam ediyor... hala tam olarak toparlayamadım ama şimdi bir vitamin ve sıcak bi banyoyla toparlayacağıma inanıorum... şükürler olsun :)

yukarıdaki resmi ankara tren garında çektim.. tren garları çok nostaljik çok seviorum...

bundan sonra da trenin olduğu her yere trenle gitmeye karar verdim... tavsiye ederim inanın çok rahat ve temiz... :) tek dez avantajı internetin sadece lokantada olması oda kaplumbağa hızında :P

bu arada bu kahve ankara'da sevgiliyi beklediğim kafede çalışan arkadaşın benim için yaptığı özel kahve... :) "ben size bir kahve yapayım da istanbul'dan geldiğinize değsin" dedi :) değdi de "istanbul'da böyle kahve içemezsiniz" çok iddialıydı yani.. ama kahve gelince görüntüsüne şaşıp kaldım... kahve kahve değil köpük dağından oluşuyordu reesmen.. görüntüsü sufleyi andırıyordu :) sırrını söyletemedim ama içtiğim en köpüklü kahveydi bu :) ellerine sağlık....

20 Kasım 2010 Cumartesi

bayram gezmeleri...




bayram ertesi ilk postla selamlar sayın bilokseverler

bu bayram hiçbiryere gidemeyip evde kalmamız sonucu, evde kaldık hissi yaşamamak için her gün bir fiil gezinip durduk, ilk gün akraba ziyaretleri bitince akşamı arkadaş, kuzen grubuyla geç saate kadar muhabbetteydik, hava birden soğuyunca vede gündüzün güler yüzüne aldanınca tabi hazırlıksız yakalandık... çok üşüdüm çoook, ertesi gün de öğlene kadar uyanamadım öğleden sonrada kendime gelemedim bi süre, fotoğraf makinam olmadık zamanlarda arıza çıkarıp olmadık zamanlarda pilleri bittiği için, sizi adam gibi fotoğraflayamıyorum maalesef ama 2. gün akşama doğru kendime hala gelemeyince pekte isteksiz bir şekilde sevgiliyle nereye gideceğimizi bilemeden çıktık dışarı kendimizi taksim hayal kahvesinin önünde buluverdik...

hayal kahvesinin hemen çaprazında line diye güzel bir mekan daha var bileniniz vardır... ikisi arasında kararsız kalınca, line'da gece yarısından sonra sarp'ın çıkacağı haberinide alınca orada karar kıldık... sarp şey yahu ümit besen'in nikahına beni çağır sevgilim şarkısına cover yapmıştı hani, heh işte o sarp. fekat zaten nikahına beni çağır sevgilim döneminden de sevemediğim kanımın kaynamadığı sarpın canlı performansıda hiç iç açıcı değildi.. şayet o çıkana kadar kafam gayet güzel olmuş olmasına rağmen gitmedi yaaağğğğniiii :P

sarp'tan 2 şarkı dinledik ve çıktık.. ama zaten bi hayli erken gitmiştik.. sarp'tan önce kukla diye bir grup vardı götü yere yakın solisti melek bile ondan daha iyiydi...

neyyyse gelelim gecenin enteresan mevzuularına

buradan türk gençliğine sesleniyorum, sevişmek için barları tercih etmeyin.. şayet gecenin o saatinde sevgilisiyle bara gitme sıkıntısı olmayan bir kızın onun evine gitme sıkıntısıda olacağını sanmıyorum... gidin daha konforlu bir ortamda gözlerden ırak ne halt ediyosanız edin... 

bunun dışlında bir çift daha vardıki geceye gayet mesafeli başlamışlardı, hatta o kadarki hanım kızımız arkasını sahneye dönmüş dünya yıkılsa dönüp bakmayacak kadar mahçup görünüyordu.. yanındaki delikanlıyla arada sigara içmeye çıkışlarında bile aralarından bir tren geçecek kadar mesafe bırakmış bırakın elini tutmayı gece boyunca yüzüne bile bakmamıştı... ama ahh işte şu alkol denen meret yokmu... tesirini göstermeye başlayınca o pek mahçup kız yakayı paçayı dağıttı ve ritm denen olgudan habersiz başladı eller havaya hop hop kop kop yapmaya.. ben ömrümde bu kadar dans eden gördüm ama bu kadar uyumsuz dans edeni görmedim arkadaş... :D neyse bacımız zamanla kanı kaynamış olmalıki üstündeki ceketi çıkarıp attı, delikanlının boynuna sarılmalar şappadanak öpmeler, dans ettirme çabaları görülmeye değerdi,

bi süre sonra onlarda gittiler... artık gecenin sonlarına doğru gerek sarp'ın sıkıcı sahnesi gerekse hemen yanımıza çöreklenen iki adet şıllık yüzünden tadım kaçtı... haydi yetti bu kadar deyip sevgiliyi kolundan çekeleye çekeleye çıkardım,, hemen karşıdaki çorbacıya hangi ara oturduk bilmiyorum... çorba kasesinin dibini görünce biraz ayıldım...

bu arada hayal kahvesinde her cmts gecesi soul staff diye muhteşem ötesi bir grup çıkıyor. bu adamlar bir zamanların passaparolasında yabancı cover'lar söylemekteydiler.. taa o zamanlardan hayrandım kendilerine, belki hatırlarsınız solisti saçlarını elvis gibi tarar hep..

3. gün yine aileyle geçti. ve bugünde son gün, arkadaşlarımızla emirganda yemek ve bir ikea seferinden sonra yorgun ve bitap vaziyette eve düştük... 

bayramdan geri kalan bol bol üşümek oldu... hava artık soğumaya başlıyor gibi, gündüz güneşine aldanmamalı, akşamları feci üşüyorum ben...

bundan sonra beni haraketli bir dönem bekliyor. önümüzdeki ay hala oluyorum çünküüüüü :)

şimdi bebek arabası beşiği ev taşıma oda hazırlama döneminde bende yardımcı olacağım... zaten dün de günümüz bebek mağazalarında geçti, ne masraflı iş arkadaş...

çocuk sahibi olan tüm bloggerları takdir ediyorum zaman ayırabildikleri için...

nice bayramlara sayın bilokseverler.... hep beraber olmak ümdiylee :P