25 Aralık 2010 Cumartesi

dünyamıza hoşgeldin :)


aslında yorgunluktan geberiyorum ama bu haberi sizinle hemen şu anda paylaşmazsam çatlarım... bu akşam 16:30 itibariyle hala oldum :) minnacık elleri pembiş yanakları cin gibi gözleriyle dünyaya geldi bebeğimiz... kendisi çook cool... ağlamanın erkekliğe bok sürdürmek olduğunu şimdiden biliyor olmalı ki şu saate kadar henüz ağlamadı bilee :) sürekli annesini söğürmekle meşgul :) bu sebepten 2 gündür annemlerde ikamet ediyordum. dün gece 3 buçuk saatlik bi uykunun ardından sabah hastaneye gittik ve akşam üzeri teşrif etti bizim küçük adam :)

yani başta çok garip gelmesine rağmen. onu kucağıma aldığımda "evet yaa bu küçük insanın halasıyım ben" hissini yaşadım...

yalnız bütün o sancılar ve işlemler esnasında bizimkilerin yanında olduğumdan, acayp tırstım :S doğumhanenin kapısında döktüğüm gözyaşının haddi hesabı yok... bizim kurbağacık doğunca mutluluktan ağladım evet... fakat doğurmak zor zanaat arkadaş :) zor olmasına zor da o nasıl güzel bir koku nasıl güzel bir ağız burun.. tarif edilemez...

2 gündür uğramadığım evime geldim. bu gece dinlenip yarın sabah tekrardan yola koyulacağım kurbağacıkı görmeden duramamki şimdi... çok yorgun ama çok mutluyum... :)



21 Aralık 2010 Salı

fobi içinde fobi...


selamlar sayın bilokseverler... haftasonu istanbul'da deildim. çoook uzakta, trabzondaydım... bu trabzona 2. gidişim.. kendimi toparlayıp ta yazmak biraz zaman aldı. çünkü feci bir yolculukla vardık oraya...

yüksek fobisi olan bir insan için uçağa binmek ne demektir bilirmisiniz ? aranızda yüksek fobisi olanlar varsa ve mecburen uçağa binmek zorunda kalmışlarsa benim gibi, bilirler... ne kadar soğuk kanlı ve metiin olmaya çalışsam da hepsi ama hepsi uçak bi türbulansa girene kadardı.. ama ondan önce uçakta yeni bir fobim çıktı ortaya... ilk gidişimde pilot şimdi trabzon hava alanına inmek için alçalıyoruz dediği andan birkaç dakika sonra başıma ve boynuma ve dişlerime ve gözlerime öyle şiddetli bir ağrı saplandıki, ağrı sürekli yaklaşık 10 dk boyunca aynı şiddetle kafamın içinde dönüp durdu.. hayatımda yaşadığım en büyük ağrıydı... diş ağrısı kulak ağrısı migren ağrısı vs bu herşeyden daha şiddetliydi, öyle ki o yüksekten deli gibi korkan ben, o anda uçak düşse ağrım son bulur diye bile düşünebildim... tam ağrı hafifliyorduki birden uçak deli gibi sarsılmaya başladı, uçağın içindekiler aynı anda bağırınca artık dayanacak gücüm kalmamıştı psikolojik olarak çökmüştüm ağlamaya başladım. çaresiz hissettim kendimi, sevgiliye sarıldım ağladım... pilot kötü hava koşulları nedeniyle türbulans vs falan gibi bişiler zırvaladı o anda anlamadım bile. sonra gayet sert bir şekilde indik hava alanına... inincede bu kez sevinçtenmi bilmem yine ağladım biras... çok korktum çok... bir yandan baş ağrısı bir yandan sarsıntı ömrümden 10 yıl gitti...

hal böyle olunca dün geceki dönüş uçağımızın saati yaklaştıkça penisilin iğnesi olacağım zaman acil serviste beklediğim gergin anlardaki hissi yaşamaya başladım... neyseki dönüş uçağı sorunsuz ve ağrısız bi şekilde istanbul'a vardı... ilk gidişimdede aynı sorunu yaşamış dönüşte yine başım ağrımamıştı... istanbul'a dönünce ufak bir araştırma yaptım neden diye... genelde aktif allerjisi ve sinüziti olan insanlarda inişte böyle ağrılar oluyormuş.. evet benmde aktif allerjim ve sinüzitim var.. ama böylede ağrı olmazki :( neredeyse uçak fobimin önüne geçecek bu ağrının fobisi... çok şükür bi süre uçak yolculuğu yok... onun dışında haftasonu gayet güzel ve keyifliydi...

bu arada trabzonda gezinirken birde ne göriim kocaman bir mağaza, oxxo outlet ! şaşırdım indirim döneminde bile indirime girmeyen kolay kolay taksit yapmayan o ketum mağazanın istanbul'un hiçbiyerinde görmediğim kocaman bir outlet mağazası var trabzonda... ve gayet güzel çeşitler... birkaç şey beğendim ama en küçük bedenide bana büyük geldiği için almaktan vazgeçip çıktık... 29.90 tl ye çok şirin kaşe ekose montlar vardı... hani yolunuz düşerse uğrayın derim ben.. bu arada bilen varsa söyleyiversin istanbul'da da bir outleti var mı oxxo'nun ?

17 Aralık 2010 Cuma

benim sahilim...


dün hava ne kadar güzeldi değilmi ? ıslak soğuk... ve ben o havada dışarıdaydım, üstelik kış olduğunu unutmuşcasına tiril tiril vaziyette....

dün bazı işlerim vardı büyüdüğüm yere gittim... bazen çok özlüyorum orayı, ama gidince bir hayalkırıklığı yaşıyorum nedense, içim acıyor, bazı anılar geliyor aklıma.. bir daha asla tekrarı olmayacak anılar... gittiği yerden asla geri dönemeyecek arkadaşlar geliyor aklıma...

dün akşam eve döndükten sonra "kocam" la konuşurken yine canlandı o anılar ve içimi dökmek burada paylaşmak istedim yaşadığım yeri....

küçücük bir yerdi benm büyüdüğüm ilçe. deniz kıyısında güzel çaybahçeleri olan yazın dolup taşan kışın inin cinin top oynadığı minicik bir ilçeydi... biz yaz kış orada yaşayanlardandık, orada ilkokula, ortaokula, liseye gittim ben... büyüyene kadar istanbul'u hep çok uzaklarda bir yerlerde sanıyordum.. bizden yaşça büyükler taksim'i öyle anlatıyorlardı ki, korkuyordum... hayatımda ilk taksime gidişimi çok net hatırlıyorum... neredeyse 10 kişilik bir arkadaş grubuyla gitmiştik ve ben ayakta duramayacak kadar hastaydım... o kadar hastaydımki taksimi gözlerim kapalı ve iki arkadaşımın kollarında gezdim... sanki ne zorum vardı ki... bayrama çok yakın bir tarihti ve o taksim gezisini devam eden günlerde bayramda dahil yatakta geçirmiştim...

bu sebeple ilk gidişim demek biraz anlamsız olacak, ben size özgürce ilk gidişimi anlatayım... liseden bir arkadaşımla karar verdik gitmeye orada diğer arkadaşlarla buluşacaktık... meydana ilk indiğimde gördüğüm şey travesti olmuştu, ve ben sanki tarkan'ı görmüş gibi şaşırmıştım... bildiğiniz saf köylü kızıydım ben... travestilerin gay'lerin sokakta böyle rahat dolaşabiliyor olması beni hayrete düşürmüştü.. onları yadırgadığımdan değil, çevrenin onlara tepki vermemelerine şaşırdığımdan.... ve korkmuştum çok korkmuştum sağıma soluma baka baka yürümekten önüme bakamıyordum... biri çantamı çalarsa biri taciz ederse diye korkmaktan tadını bile çıkaramadım özgürlüğün... ilk gidişte bokunu çıkarmamak için erken döndük evimize... ama hayran kalmıştım. o binalar, tramvay, kilise,tarihi.. herşeyine hayran kalmıştım... zaten tarihi seven biri oldum hep...

bakın konu nerden nereye geldi ben size büyüdüğüm yeri anlatacaktım...

benm büyüdüğüm yerde herkes birbirini tanırdı, sıcaktı sevimliydi bu yüzden, orası istanbul'a bağlı ama istanbuldan bağımsız bambaşka bir yerdi.. biz yaz oldumu 10 15 arkadaş denize gider, akşamları "halil'in yeri"nde toplanır çay içer gece geç saatlere kadar muhabbet eder. arasıra pikniğe gider, arasıra kumsalda kafayı çeker... kışın ise "feride abla"nın yerinde muhabbete gider, biri darbukasını alır, diğeri gitarını, bi başkası bendir kapar gelir kalan herkes vokalde... dışarıda lapa lapa kar yağarken biz içeride kuzine başında minicik yerde 30 kişi dibine kadar eğlenirdik.... oradan çıkıncada inin cinin top oynadığı çarşı içinde kartopu oynayarak eve doğru yol alırdık... o zaman eksiksizdik, tamdık... bir tiyatro grubumuz vardı, bütün kış çalışır oyunlar çıkarır salonları tıka basa doldururduk.. orada kışın yapılacak çok sosyal aktivite yoktu bu yüzden büyük ilgi görürdü tiyatro... bir salonumuz vardı bizim emektar... benm ilk sahneye çıktığım salondu, kulisini unutamam;

kızlar kulisinde bir arkadaşımla aynanın karşısında saatlerce yüzümüzü şekilden şekile sokup, kendi halimize gülüp duruyorduk.. yalnız boyun kaslarımızı o kadar kasmışız ki ertesi gün ikimizde konuşamıyor, esneyemiyor, gülemiyorduk... hoca'dan sağlam azar işittik bu yüzden...

o sahnede oyuna saatler kala gider dekor kurar yemek yer şarkı söyle eğlenirdik... deli gibi eğlenirdik... yenisini yapmak için o salonu yıktıklarında belki hiçkimse bizim kadar üzülmedi.. veya benim kadar... hala oradan geçerken orada olduğunu durduğunu hayal ediyorum.. yerine yapılan yeni okulun yerinde hala eskisinin olduğunu.... sahneyle beraber anılarımıda yıktılar....

bu yazın cıvıl cıvıl olan ilçeyi nedense ben kışın daha çok severdim... o ukala ve burnu havada yazlıkçılar yokken orası daha güzeldi daha bizbizeydik... kışın dalgalarını, denizin kokusunu... tirtir titreyerek kendimizi bir yere atmamızı... herşeyini çok severdim...

yazın tek sevdiğim şey sahile kurulan tezgahlar, gümüşçüler, yazdan yaza görebildiğimiz bazılarıyla arkadaş olduğumuz tezgah sahipleri... hamakçılar :) sahildeki restoranlrda yapılan düğünlere iştirak ederdik halay çekerek... :) öyle bir tur halay çeker sonra yola devam ederdik... kumsalda ateş yakıp gitar çalmadık biz hiç... :) nedense kumsalda sadece içtik.. bazende romantik buluşmaların seslendirmesi için, yani yine eğlenmek için gittik kumsala... nedir bu romantik buluşmaların seslendirmesi ?

şimdi mutlaka kumsalda romantik dakikalar geçirmek isteyen bir çift olurdu. biz onları tam görüş mesafemize alıp, yaptıkları hareketlere göre seslendirirdik... acayp eğleniyorduk bunu yaparken.. bazen çiftlerden birinin durumu farkettiğide oluyor, o zaman durumu hemen lehimize çeviriyorduk...

kışın okuldan kaçardık bazen, yine sahile gider boş boş turlardık sabahın köründe ve soğuğunda... hayatımız denizdi sahildi orada.. bizim için gezmek eğlenmek demek, sahile gitmek demekti... sahilimiz bize yetiyordu... başka bir ortam başka heyecanlar aramadık hiç.. bu yüzdendir benim taksim'le istanbul'la geç tanışmam...

dün yine gittim ailem hala o tarafta yaşıyor benim.... gittim ama bu yağmurda bu soğukta ve yılın bu ayında, gereksiz derecede kalabalık ve yabancı... tanıdık bir yüz aradım etrafta.. tabiki aşina olduğum yüzleri gördüm... fakat eskilerden tanıdık birilerini aradım.. şöyle iki kelam edebileceğim beni eski günlere götürecek... bir arkadaş girdi oturduğum yere... görür görmez gülerek geldi yanıma... eskiden görsem "merhaba" deyip geçebileceğim samimiyette biri.. beni ne kadar mutlu etti...

işte böyle sayın bilokseverler... benm memleketim benim kasabam benm köyüm böyle bir yer :)

heeeeee tüm bunlara rağmen ben yüzme bilmiyorum... :)


14 Aralık 2010 Salı

kediler ve çöp(m)adam


canlarım ciğerlerim... dün sağ işaret parmağımı rondonun bıçağıyla doğradıktan sonra şuan bu yazıyı çok zor şartlar altında yazdığımı belirtmek istedim... :(

ne derece kedisever bi insan olduğumu her seferinde söylüyorum. geçen gece rüyamda zilliyi gördüm :( zilli benim kedim.. kedim di daha doğrusu. ayrılırken salya sümük ağladığım aradan neredeyse 2 sene geçmesine rağmen hala rüyalarıma giren :( çok seviyordum onu çocuğum gibi seviyordum... neyse daha fazla devam edersem ağlayacağım :(

şu ara sevgiliyle yaşadığımız evde ortam hiçte müsait olmadığından.. evimiz iki kişinin bile yaşamakta zorlandığı küçüklükte olduğundan :) kedi sahiplenemiyoruz bende sokaktaki kedilerle avunuyorum... allahtan kedisi bol bir semtte yaşıyoruz... :D

evde kedimiz yok henüz ama kedileri hatırlatacak herşey var :D bunlardan sadece 2 adet paylamak istedim sizlerle...

bu yukarıda gördüğüüz kara kediyi geçen haftasonu paşabahçe mağazasından aldık.. sevgiliyle görür görmez vurulduk kendisine.. fotoğraf makinamı geçen yaz şelale sularına düşürdükten sonrab çok net çekmesede aslında çok güzel bir kedi... :D

onun yanındaki kedili kase ise geçen yaz ki cunda tatilimizden.. ayvalıkta çarşıda akşam üstü kurulan tezgahlardan birinden bunu ve bir adette magnetini almıştık.. güzel tarafı tezgah sahibinin kendisinin yapıyor olması...

daha öncede bahsetmiştim belki ama ayvalığa yolunuz düşerse çöp(m)adam'ın atölyesine uğrayın.. her taraf kedi dolu tezgahların üstü masaların altı.. kadınlar bu durumdan hiç rahatsız değil, kedilerle beraber mutlu mesut çalışıyorlardı :D atölyenin kurucusu tara hopkins her kediye bir isim koymuş ve hepsinin isminin bir anlamı var... mesela ajda diye bir kedisi vardı , neden ajda diye sorduğumda;

- bazen çok güzel şarkılar söylüyor bazen ise çirkin sesler çıkarıyor ondan, dedi :D

tara hopkins çok esprili ve eğlenceli bir kadın... çöp(m)adam'a gidipte elimiz boş çıkmak olmazdı, oradan bir bozuk para cüzdanı aldık bizde.. herkes çok beğeniyor ve bende severek kullanıyorum cüzdanımı...

yine yaz gelsede cundaya gitsek :(

13 Aralık 2010 Pazartesi

haftasonu derlemesi..


çok yoğun bi haftasonu geçirdim...

cmts taze gebe arkadaşıma davetliydik.. oraya abimlerde geldi sağım solum önüm arkam gebe... doğurmayan sobe :P

abimin eşi de malumunuz hamile olduğunda gecenin gündemi doğum ve bebek hazırlıklarıydı.. ben ve bir diğer arkadaşımız daha hariç geceyi 2 gebe 2 hala olarak tamamladık.. erkekler balkonda poker oynarken bizde onların dedikodusunu yaptık kehkehkeh... bunları okuyan sevgili hemen yarın akşam gelip bana baskı yapacak biliorum ama sölemicem.. hemen buradan da bunu belirteyim dedim... :D bu arada gecenin sonunda inception'u bir kez daha izledik... ben ve sevgili izlemiştik filmi zaten fakat diğerlerinin hatrına b,i kere daha izledik hem zaten bu filmide ancak 2 kere izleyince pekiştirebildik :D

pazar sabahı ise başka bir arkadaşın evine kahvaltıya davetliydik, ve erenköye'e gittik. bir önceki gecenin yorgunluğundan ve tabiiki bizim tembelliğimizden kahvaltı öğlen yemeği kıvamında oldu. kahvaltıdan sonra beyler maç izlemek için çıkınca bizde wii'de tenis, golf, boks ve bowling oynadık ama boksta ne kadar muhteşem olduğumuda görmüş oldum 7-8 round nakavt olmadan, bırakın nakavtı yere bile düşmeden tüm rakiplerimi ezip geçtim.. heytt be muhammed ali babammıydı bee diye bi havayada girmedim değil :P işin acı tarafı şuan iki kolumuda kullanamıorum :( öyle kaptırmışımki boksa, şuan kollarımın iç dirsek kısımları kesilmiş gibi ağrıo :( neysede güzel bir pazar günüydü...koca koca insanlar olduk hala guitar hero, wii, ps oynamaktan kendimizi alamıyoruz... ruhumuzdaki çocuğu umarım hiç kaybetmeyiz...

11 Aralık 2010 Cumartesi

bu dizi kokmaya başladı


bu fatmagülün suçu ne dizisindeki kerim varya çok beğenirdim ben onu, taaa türkiyenin yıldızları yarışmasından hayranıyım... ama şu sıralar tiksinmeye başladım kendisinden... hayır hayır dizideki rolü yüzünden deil... bu kerim'i geçen kış sultanahmette görmüştük sevgiliyle... böyle ince dal gibi bi adam, birde 2 metreye yakın boyu var... ama nedense dizide sanki öküz yavrusu gibi görünüyor, bi kere rahat 100 kilo var gibi.. alakası yok... zayıfçacık adam :)

neyse sadede geliiim hemen, neden kerimden tiksinmeye başladım? adam dizi başladığından beri aynı pantolon, aynı kazak ve aynı montu giyiyor.  ister istemez izlerken leş gibi koktuğu fikri oturuo aklıma, ulan bi insan aynı kıyafeti 5 ay giyerse kokmazmı öğğğk... yahu bu diziler filmler türkiyede çok hafife alınıo yapımcılar tarafından, bakınız ben nasıl kaptırıorum kendimi.. şimdi kim ne derse desin o adam benim için leş gibi kokan bi adam... öfff... bak burnuma geldi kokusu :S

şimdi ben fatmagül olsam ona bakmam tabi... zaten adam fiilen de iğrenç bide böyle pis pis gezince o kız ona nasıl aşık olsun.. hadi oldu diyelim o aşk nasıl inandırıcı olsun seyirci için... ben inanmam, artık yapımcı kıçını yırtsa ben fatmagülün o adama aşık olacağına inanmamm... 

yani kendisine tacavüz girişiminde bulunun bi adama aşık olabileceğine bile inanırım ama , 5 aydır aynı kıyafeti giyip ortada kokarca gibi dolaşan adama aşık olacağına inanmam inanamam....

fatmagülü anladık o eteğin altından görünen, siyatiği olan teyzelerin kıçından çıkarmadan giydiği tayttan giyen, onada bi anlam veremedim dizi başladı bitecek, bi fatmagülün kıçındaki eteğin altından görünen tayt bide kerimin kıyafetleri değişmedi gitti....

fatmagül bir moda akımı yaratmaya çalışıyorsa şayet az kaldı başaracak.. bakın ha görürsünüz fatmagülün taytlı eteği moda olmassa bende simone deilim... 

fatmagülün suçunu anladıkta kerimin suçu ne ? adam dizi uğruna adını çıkaracak... haftaya da aynı kıyafeti giyerse dahada izlemem diziyi ben :P



10 Aralık 2010 Cuma

solgun bitkin yinede ümitli :(


dün geceki postu girdikten sonra acayp bi mide bulantısı ve karın ağrısına tutuldum... hemen yattım çünkü uyursam geçer sandım... uyudum da zaten uykumda vardı :( ama sabah 5 te uyandığımda hala acayp derecede midem bulanıyor ve karnım ağrıyordu...  bu hissi biliorum geçen yıl acil serviste sonuçlanan gecelerdede böyle olmuştum hep.. ama bu kez ateşim falan çıkmadı.

kalktım banyoya gittim kustum kustum kustum.... ehehehe şuan karın kaslarım ağrıo kusmaktan :D karın kaslarınızı geliştirmek istiorsanız bol bol kusun arkadaş :D

yalnızlığın en kötü tarafı hastayken size bakacak birinin olmaması :( hatta yalnız yaşayan yalnız kalan üniversitede okurken hasta olan askerdeyken hasta olan tüm arkadaşlarıma hep çok üzülmüşümdür ben... :( hastalığa o kadar üzülmem ama bilirim yalnızken hasta olmak çok koyar insana, annesini özler :( onun ilgisini, etrafında pervane oluşunu... annemi aramak istedim ama paniklemesin diye aramadım. zira gece banyoya gittikten sonra baya rahatlamış vaziyette uykuya dalmışım.. sabah kalktığımda iyiydim, sadece biraz bitkindim... sanırım bişey bozdu midemi... dün annemlerle beraber olduğumdan meraktan annemi aradım acaba onlarada bişi oldumu zehirlendikmi noolduk diye... annem turp gibi maşallah ama bizim gelinde aynı sorunu yaşamış sabah... demek bizi dün beraber yediğimiz bişi bozdu :D

neyseki iyiyim şuan... biraz yorgunum birazda karın kaslarım acıo o kadar :D bide sevgili gelecek o bakar bana.. anneme iyiyim ben bişeyim yok dedim :D hatta bi anda öyle iyi oldumki akşama şöööyle asmalımescite doğru gidip, oraların havasını bi soluyasım var... :D tamam tamam kaşınıorum iyice dötü doğrultmadan bi yere gitmicem :P