biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2013 Cuma

HAYAT AVCISI


hayat avcısı na tam olarak film demek doğru değil, belgesel tanımlaması daha yerinde olacak sanırım...
hani discovery channel'da falan izlediğimiz cinayet belgeselleri var ya, bu da onlara benzer birşey, eğer benim gibi, o tarz belgeselleri nefessiz izleyenlerdenseniz beğeneceksiniz...
en azından gerçek bir hayat hikayesi izleyeceksiniz.
trajik bir kayboluş hikaesi ve bir hayat avcısının biyografisi.


 Nicolas 13 yaşındayken amerika teksas'ta ardında hiçbir iz bırakmadan kaybolur.
ailesi (ablası, abisi ve annesi) mahvolmuştur. polis tüm aramalara rağmen izini bulamaz, ta ki 4 yıl sonrasına kadar.
4 yıl sonra ispanya'dan gelen bir telefon tüm amerika gündemine bomba gibi düşecektir.
kendisinin nicolas olduğunu iddia eden bir genç bulunmuştur, üzerinde hiçbir kimlik veya belge yoktur.
amerika'daki ailesine haber verilir ve tüm aile şaşkınlık ve mutluluğu bir arada yaşar, ablası hiç zaman kaybetmeden yola koyulur, kardeşine bir an önce kavuşup onu evine geri getirmek ister.


 

fakat kendisinin nicolas olduğunu ve 16 yaşında olduğunu iddia eden genç, aslında 
fransız asıllı ve 23 yaşında bir adamdır
yaptığı şeyin ne büyük bir yanlış olduğunu farkettiğinde iş işten çoktan geçmiştir, artık yola çıkmış ona doğru kavuşmaya gelen birileri vardır.
üstelik o, yani frederic, interpol tarafından aranan, sayısız suça imza atmış bir suçludur, yüzlerce insanın hayatını çalmış, yüzlerce şehirde yaşamış ve aynı suçlardan senelerce ceza evinde yatmış olan bu akıllı mı deli mi olduğunu bir türlü anlayamadığımız adamın planları bu kez altüst olmuştur.


frederic bourdin'in bu sıradışı yaşamını film boyunca yer yer kendi ağzından, yer yer canlandırmalar eşliğinde izledik.
kendisi bu hayatı sayesinde literatüre girmiş...
fakat bu hikayenin filmleşmesinin tek sebebi onun bu yaptıkları değil.
Nicolas'ın ailesi ile karşılaşmasından sonra yaşananlar, bu adamı bile hayrete düşürecek nitelikte...


filmi izlerken en başından onun nicolas olmadığını zaten kendi ağzından duyuyorsunuz. "ee ne oldu şimdi, gitti mi bütün filmin büyüsü ?" dedim kendi kendime, ama o iş öyle değilmiş a dostlar. esas film onun nicolas olmadığını herkes anladıktan sonra kopuyor.

frederic filmin sonunda diyor ki ;
hayatlarını çaldığım insanların yakınları ne düşündü umrumda değildi, o an tek umrumda olan benim ne hissettiğimdi.

böyle dışarıdan dinleyince çok zalimce ve bencilce geliyor değil mi, ama hikayeyi izledikten sonra onun aslında gerçekten bir aileye ihtiyacı olduğunu hissettim ben.

şu anda evli ve 3 çocuk babasıymış. belki hayatı bir düzene girmiştir artık :)

filmin içinde büyük bir şok yaşadım ben, onu tabiki anlatmayacağım. izleyin daha sonra oturur konuşuruz :P

bu arada film önümüzdeki haftalarda vizona girecek sanırım ben biraz sabırsızlık ettim evet :)

21 Şubat 2011 Pazartesi

The Life and Death of Peter Sellers

biyografileri severmisiniz ? ben bayılırım... öncelikle hikayenin gerçek olması ve sonra kahramanıın bilmediğimiz yönlerini göstermesi çok büyüleyici gelir bana... aslında hayranı olduğumuz insanların özel hayatlarını merak ederiz hepimiz... ben bunu magazin programlarından ziyade biyografilerden öğrenmeyi daha ilgi çekici buluyorum... tv de izlediğim biyografi programları dışında böyle nadide insanların filmlerini izlemekte çok büyük zevk. şimdi bu sebeple önce size bahsetmek istediğim filmin kahramanı kimmiş, kısa bir biyografisini paylaşıyorum

Peter Sellers

(doğum ismi Richard Henry Sellers, 8 Eylül 1925 – 24 Temmuz 1980), İngiliz komedyen ve aktör. En çok The Pink Panther film serilerindeki Şef Müfettiş Clouseau karakteri,Dr. Strangelove filminde oynadığı 3 ayrı rol ve Lolita filminin 1962'deki orjinal versiyonunda oynadığı Clare Quilty karakteriyle bilinir. Ayrıca kendisinin sondan bir önceki filmi olan Being There filmindeki adam-çocuk olan Chance the gardener karakteri ile bilinir.

Sellers BBC radyosundaki komedi dizileri The Goon Show ile ününü yükseltti. Onun çeşitli aksanlardaki(örn; Fransız, Hint, Amerikan, Alman, yanısıra İngiliz yöresel aksanlar) konuşma yeteneği, komedi tesirli karakterler yelpazesini tasvir etmesindeki yeteneğiyle beraber, bir radyo karakteri ve sinema aktörü olarak başarısına katkıda bulundu ve onun ulusal ve uluslararası adaylıklar ve ödüller kazanmasına neden oldu. Seller'ın özel hayatı kargaşa ve buhranlarla, ve içerisinde bulunduğu duygusal problemler ve madde bağımlılığı ile karakterize edildi. Seller dört defa evlendi. Bu evliliklerden ikisinden üç çocuğu oldu.

evet kısaca Peter Sellers, hepimizin bildiği Pembe Panter'in baş kahramanı dedektif Clousseau ...

bu filmde onun çalkantılı hayatını, filmlerini, garip kişiliğini ve aslında yaşadığı dramı anlatıyor...

kendisini sinema sektörüne kabul ettirebilmesi çok güç olmuş, fakat kabul gördükten sonra da üstün yeteneği sayesinde çok hızlı yıldızı parlamış ve aranan aktör oluvermiş Pembe Panter serisinin ilk filminde küçük bir yan rol kapan Sellers izleyici tarafından çok eğlenceli bulununca başrolün de önüne geçmiş ve serinin diğer filmleri tamamen onun için yazılmış... ama hepimizin bu çok sevdiği çocukluğunda mutlaka bir kere izlediği film, Peter Sellers için hep bir utanç kaynağı olmuş... sebebi aslında onun gerçek yeteneğini yansıtmadığını düşünmesi ve karakterin onu tatmin etmemesi... Peter Sellers hep kendi filmini (being there) çevirebilmek için paraya ihtiyaç duyduğundan Pembe Panter filmini istemesede kabul etmiş...

filme gelecek olursak, işte filmde tüm bunları bulacaksınız fakat bunun dışında o sevimli adamın sevimsiz yüzünüde göreceksiniz, zaman zaman duygularınız yükselecek, zaman zaman ona kızacaksınız ama çoğunlukla çok eğleneceksiniz ve kesinlikle türünün en farklı biyografisini izleyeceksiniz...

tavsiye edilir güzel işlenmiş bir yaşam öyküsü...

bu arada Peter Selers'ı canlandıran, Geofrey Rush'da en az onun kadar muhteşem bir oyuncu...

not: bu arada filmin sonunda elinizdeki dvd'de eğer kamera arkası varsa mutlaka izleyin derim, oyuncuların anlattıkları en az film kadar güzeldi...