30 Ocak 2013 Çarşamba

altı kaval üstü şişhane

her akşam dolap karşısına oturup onu mu giysem, bunumu giysem diye düşünüp en son kafamda karar verdiğim şeyleri son bi üstüme geçirip bakayım dediğimde pantolonumun sıktığı, eteğin dar geldiği, gömleğin ise düğmelerinin kapanmadığı gerçeğiyle yüzleşiyorum... son zamanlarda en çok kullandığım cümle "ama bu bana geçen hafta oluyordu" oluyor.... bir insan haftada 1 beden değiştirirmi azizim...

durumdan rahatsız değiliz ailecek, her ne kadar yükünü 15 kiloya ulaşmış olsada, eskiden ne kadar zayıf olduğumu bilenler bu durumuma çok seviniyor, e bendeçok üzülmüyorum ama şu giyim kuşam meselesi olmasa....

üzerime olan şeyler genelde hep renk ve model olarak birbiriyle alakasız şeyler olup çıkıyor, desenli gömleğin altına çizgili pantolon giyerek, köyün delisi gibi görünmemek için, sanırım çoğu zaman aynı şeyleri döndürüp döndürüp giyiyorum...

gel görki dolapta 3 evin kızına yetecek kadar çul çaput var (annem öyle derdi)

ben bu başak burcunun uyum huyundan biraz fazlaca nasiplenmişim sanırım, arada değiştireyim tezat yapayım desemde 3 dakika sonra yine birbirine uyumlu renklerle çıkıveriyorum sokağa.

bakınız elin kızı nasılda alakasız renkleri bir araya toplayarak şık olmuş

 atlantic-pasific blogunun zarif sahibi blake'in tarzı her zaman bana çok uymasa da, çoğu zaman çok şık olduğunu ve o güzel fiziğine herşeyin çok yakıştığını inkar edemem


ama şu renkleri ben bir araya getirip giysem rüküş dersiniz dimiiie ?


genelde onu hep hanım hanımcık kıyafetler içinde görsekte, bu günkü tarzına bayıldım, işte bu tam benim tarzım olmuş. aferim canım otur beş !

18 Ocak 2013 Cuma

Chaiyya Chaiyya


filmlerinden sonra müziklerine de kapıldım gidiyorum... hint şarkılarını dinlerken, sanki cennetteymişim gibi hissediyorum kendimi. gözlerimi kapatıp dinleyeyim diyorum ama ya omzum oynuyor, ya boynum... içimde bir hintli var anlamadım gitti... acaba önceki hayatımda hintli falanmıydım neydim :) şaka bir yana animasyon filmlerinden sonra izlerken en çok zevk veren filmler hint filmleri, renkleri, müzikleri, insanları bi başka yahu :)

ayrıca şarkı "inside man" filminin soundtrack'idir... keyifle dinleyin.. bu cuma'nın şarkısı da bu olsun :)

16 Ocak 2013 Çarşamba

lomography

sanırım bir fotoğrafçıya verilecek en güzel hediye, şu aşağıdaki minnoşlardan biri olurdu.
yani diyorum ki, kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla :P
onları ilk kez beşiktaş çarşıda bir dükkanın vitrininde yakından görme şansım oldu...
ve o ilk andan beri aramızda kuvvetli bir çekim başladı...

 
benim burada size gösterdiklerim ne ki ?
siz bir de sitedekileri görseniz...

 
allahım şunların minnoşluğuna, şekerliğine bakarmısınız.. bunlardan biri benim olsa, kenarından ısırır tadına bakardım kesin... böyle birşeyin tadı kötü olamaz....

daha fazlası için sizi lomography sayfasına ışınlıyorum... 

ps: buradan bana hediye almak için yanıp tutuşanlara sesleniyorum, herhangi biri olabilir hiç farketmez, o mu, bu mu diye kararsız kalmayın sakın, kendinizi kısıtlamayın :P



RED LİGHTS (MEDYUM)

bu ara kafam çok dolu... sürekli birşeyler planlıyorum içeride :)  şimdilik sır...

havalar malumunuz tam battaniye altına girip, koca bir kase patlamış mısırı alıp film izleme havası. ama biz bu zamanı çalışarak değerlendiriyoruz...

film izlemek te hafta sonuna kalıyor....

geçen hafta Robert De Niro'nun yeni filmini izledik.

 
film, kendini, medyumların ya da medyum olduğunu söyleyerek insanların duygularını sömürenlerin foyalarını ortaya çıkarmaya adamış bir emekli doktorun ve onun asistanının hikayesini anlatıyor...
margaret ve tom medyumluk yaptığını ve psişik olduğunu iddia eden insanları seans esnasında gözlemler ve hangi hileleri yaptıklarını okulda ders olarak öğrencilerine aktarır

 

dünyanın konuştuğu ünlü bir medyum olan Simon Silver  30 yıl aradan sonra sahnelere geri döner, Tom çok ısrar etse de Margaret, Silver'ın hilelerini ortaya çıkarmaya yanaşmaz

 

çünkü margaret yıllar önce bunu denemiş ama büyük bir şok yaşamıştır... silver onu en hassas noktasından yakalamıştır... margaret tekrar korkularıyla yüzleşmek istemez. fakat Tom, ısrarla silver'ı da incelemek ister... en sonunda tek başına bu yola çıkar...



fakat Tom bu uğurda başına geleceklerden habersizdir... 

süpriz sonlu, seyirciyi şaşırtan "red lights" beyaz perde de beklenen etkiyi yarattı mı bilmem ama, benim beklentimin biraz altında kaldı...
gerçekten değişik ve özgün bir senaryo izleyeceğimi düşünmüştüm fakat filmde yer yer "prestij" etkileri görmedim değil :) 

yine de robert de niro'nun hatrına izlenir... 

ha bir de, İnception ve benzeri bir çok ünlü filmin yönetmeni Cristopher Nolan'ın çoğu filminde ufakta olsa yer verdiğini düşündüğüm Cillian Murphy (Tom) var...
kendisini ilk kez, en sevdiğim zombi filmi olan "28 days later" başrolünde izlemiş ve hayran olmuştum. değişik yüz hatları ve sürekli ağlamak üzere gibi bakan gözleriyle favori aktörlerimdendir :)

7 Ocak 2013 Pazartesi