hint filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hint filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2013 Pazartesi

BARFİ

evet sonunda hayata döndüm. zor ve sıkıntılı bir hamilelik geçirdim, daha yeni yeni kendime geliyorum. bu süreç içinde bırakın film izlemeyi, televizyona bakacak halim bile yoktu... ama yinede izlenecek filmleri hafızama kaydettim ve zamanın benim lehime dönmesini bekledim :)

tam ben kendime geliyorum derken, filmi izlediğimin gecesi, gezi parkı olayları patlak verdi... sonuna kadar haklı bulduğum bu mücadeleye destek verirken ve tüm halkın kafası bununla meşgulken, hiçbirşey olmamış gibi davranmak benim düşünce tarzıma tersti... hamile olduğum için gezi parkına gidemedim... ama eşim de bende evde zor durduk, artık bir akşam dayanamadık ve yaşadığımız yerde bakırköyde protestoya katıldık... yetmedi tabi ki... gönlüm hep oradakilerin yanında, hala ...

sonra bu kadar hengamenin içinde bir de taşınma telaşına girdik... bebişimiz için daha büyük bir eve çıktık. daha bu hafta sonu taşındığımız için yerleşme işi tam olarak bitmedi tabi, ve önümüzdeki cuma günü izine çıkıyoruz... eğer o da araya girseydi, filmi anlatmak çok aksayacaktı bu sebeple bulduğum tek fırsat olan bu gün hemen yazıp yayınlamak istedim ki, böyle zamanlarda yüzümüzü güldürecek ufakta olsa bir sebep bulabilelim...




bu sıkıntılı süreçten çıkar çıkmaz ilk canımın çektiği film izlemek oldu tabiki... 3 aylık bir rejimden sonra açılışı öyle bir fimle yaptım ki ....
sanırım hayatımda ilk defa bir filmi defalarca izleyeceğim ve o büyüsünü kaybetmeyecek...

artık bu filmden sonra kesin olarak hint filmleri başımın tacıdır...

ranbir kapoor içten oyunculuğuyla gönlümü daha "rockstar" filminde çalmıştı zaten, ve bu filmde üzerine sevimliliğini de ekledi... raj kapoor'un torunu olmasından mütevellit torpilli değil o,
gerçekten başarılı ve yetenekli....

film hakkında bazı sitelerde, başka filmlerden alıntı olduğu, charlie chaplin filmlerine benzediği vs gibi bazı yorumlar gördüm... eğer bunları filmi izlemeden önce okusaydım önyargılı olabilirdim belki, ama buraya yazıyorum bakın, sakın bu fikre kapılmayın ! çünkü "barfi" muhteşem bir film olmuş !

izlerken hem eğlendirip hem "vay be" dedirten bir aşkı bize sunuyor... gerçek aşkı arayan barfi'nin hikayesi, olabilecek en tatlı diliyle sinemaya aktarılmış .

dilsiz bir genç olan barfi normal bir kıza aşık olur... olur olmasına da bu kız hem nişanlıdır hemde kendisi gibi değildir....

barfi'nin dilsiz olması filmde sadece küçük bir ayrıntı olmuş. hiç konuşmadan kendini bu kadar güzel ifade edebilen bir başka kişi daha görmedim...sayesinde işaret dilini öğrendim :)

film başladığında barfi'yi sürekli polislerin kovaladığını görüyoruz ve meraktan çatlıyoruz :) barfi ne yaptı da sürekli polisten kaçıyor ? cevabını izleyince öğreneceksiniz...

aşk filmlerini çok sevmem aslında, yani bana anlattığı aşk kayda değer bişey olmalı... bir titanic, bir notebook gibi olmalı... ama barfi'deki saf aşk bana hiçbir filmden almadığım tadı verdi....

çok sevdim çoook... sıcacık bir film... defalarca da izlerim... hemde çok vakit kaybetmeden :)

1 Şubat 2013 Cuma

Life Of Pi ( Pi'nin Hayatı )

http://www.lisalately.com/wp-content/uploads/2013/01/Life_Of_Pi_Wallpaper.jpeg

NOT : bu anlatım azıcık spam içerebilir... filmi izlemediyseniz lütfen izleyip öyle gelin. adamı hasta etmeyin !

öncelikle şunu söylemeliyim ki bundan 3 hafta kadar önce bir akşam sevgiliyle aklımızda herhangi bir film olmadan sinemaya gidelim diye evden çıktık. (hayır bu filmi o zaman izlemedik) 

gişe de o film mi olsun, bu film mi olsun, diye uzuuun uzuuun düşünüp karar veremedikten sonra  eve geri döndük... işte o zaman Life Of Pi gösterimdeydi fakat hakkında hiçbirşey bilmediğim bir filmi izlemeye cesaret edemedim...

öyle ki hindistan'la bir alakası olduğundan azıcık haberim olsa izleyecektim... malum artık hint filmlerine ilgimi biliyorsunuz... 

ama bu kez bir uzakdoğulu yönetmenin elinden çıkmış. 
hepimizin ya da çoğumuzun "brokeback mountain" filminden tanıdığı, aynı filmde oscar'ı da kapmış olan yönetmen Ang Lee'nin filmi.

filmi Giz'in şuradaki anlatımından sonra, vizyonunun son demlerinde, yani dün akşam sinema'da 3 boyutlu izledim. evet film bir görsel şölendi aynı zamanda, ama 3 boyutlu izlemezseniz de zevk vereceğine eminim...

film hakkında söylenecek onca şey olmasına rağmen, felsefesi, din ve tanrı olgusu, hayatta kalma savaşı, dostluk, korkular...
 benim söylemek istediğim tek şey var

izleyin kardeşim !

şimdi başka birşeyden bahsedeceğim... kedilerle aramda acayip bir bağ var. artık biliyorsunuz... size bununla alakalı bir yazı daha yayınlayacağım yakında...
kedi ve kedi türleri oldum olası ilgimi çeker. hele ki kaplanlar, onların ihtişamı, ulaşılmaz oluşu, asaleti, renkleri, desenleri her bir şeyi bende büyük bir hayranlık duygusu uyandırıyor, eğer benim gibiyseniz bu filmde doyacaksınız :)


http://www.flicksandbits.com/wp-content/uploads/2012/10/life-of-pi-9.jpg
Richard Parker adında 300 kiloluk bir bengal kaplan ile, Pi adında 16 yaşında hintli bir çocuğun, batan bir gemiden kurtulan tek canlılar olduğunu ve tek bir filikada, beraber verdikleri yaşam savaşını izleyeceksiniz.

http://marcelosantosiii.com/wp-content/uploads/2013/01/Life-Of-Pi-Poster.jpg

istediğiniz anlamı çıkarmanıza müsait bir film fakat, sanırım en önemlisi, bazı korkularımızın bizi aslında hayatta tuttuğu.

bazıları filmin sonunun havada kaldığını düşünse de, ben en vurucu sahnenin filmin sonu olduğunu düşünüyorum. ne sanıyordunuz ? richard parker'ın dönüp Pi'nin boynuna sarılıp beraber ağlayacaklarını mı ?

http://allthoseprettythings.blog.com/files/2013/01/life-of-pi.jpeg

eğer öyle düşünüyorsanız bence Pi'nin anlattığı 2. hikayeye inanlardansınız...
bana sorarsanız ben 1. hikayenin gerçek olduğuna inandım. çünkü Pi'nin de dediği gibi "hiçbir kedi türü evcilleşmez, sadece eğitilebilir" ve Richard Parker'ın karaya indikten sonra arkasına bile bakmadan ormanın içinde kaybolup gitmesi de bunun kanıtı...

http://3.bp.blogspot.com/-ItnMlEZE_rI/UO_TWVJPFQI/AAAAAAAAHMA/Nim1cykSR7s/s1600/life-of-pi-mexico-shore.jpg
sanırım hala bazı sinemalarda gösterimde, ben marmara forumda izledim belki haftasonu da gösterimde olabilir. ama sanırım bu son hafta , yani 3 boyutlu izlemek isteyenler ellerini çabuk tutsun...

29 Kasım 2012 Perşembe

ROCKSTAR


bu ara hint sinemasına sardım :) 
ama merak ettiğim bişey var... ya ben cidden iyilerini bulup izliyorum ya da hintliler cidden iyi film yapıyorlar...

rockstar isminden mütevellit ilgimi çeken ve izleme listemde olan bir filmdi.


üniversite de hukuk okuyan fakat gönlü müzikten yana olan JJ. okulda arkadaş ortamlarında gitarını tıngırdatarak söylediği şarkılarla popülerdir fakat, hedefi daha büyük kitlelere müziğini dinletmektir. saf, dürüst  ve çalışkan bir öğrenci olan JJ. kantinde çalışan akıl hocasına göre bu şekilde asla ama asla çok ünlü olamaz... çok ünlü olmanın tek yolu, çok acı çekmektir... yani, aşk acısı çekmek, uyuşturucu batağına saplanmak, kötü bir aile geçmişi olmak ve sıradışı bir hayat yaşamaktır...

son derece düzenli bir aile hayatı olan JJ. ağzına alkol dahi sürmemesi sebebiyle çok acı çekmesi için tek yolun aşk acısı çekmek, aşağılanmak, reddedilmek olduğunu düşünür...



bunun için okulun en güzel, en ateşli, zengin ve kültürlü kızı Heer'i hedef seçer. reddedilmesi kaçınılmazdır ve bu sayede çok büyük acı çekecektir...
nihayetinde reddedilir, fakat zannettiği gibi çok büyük acı çekemez :)
defalarca Heer tarafından reddedildiği halde hala acı çekmeyen JJ. sonunda pes eder... 

Ama birden kesilen bu ilgi Heer'in dikkatini çeker ve bu kez kendisi JJ. ile konuşmaya çalışır...




aralarında hiç tahmin etmedikleri bir biçimde son derece eğlenceli bir dostluk başlar... Heer'in konumundaki bir kızın asla yapmayacağı çılgınlıkları beraber yapmaktadırlar... çok kısa süreye çok fazla şey sığdırmaları gerekir çünkü 2 ay sonra Heer evlenip Prag'a yerleşecektir ve orada bir hanımefendi gibi yaşamak zorunda kalacaktır... 



beraber sokaklarda şarkılar söyleyip dans ederler... bu esnada JJ yani Jordan prodüktörlerin ilgisini çekmeye başlar....

o artık ünlü ve kalabalık topluluklara şarkılar söyleyen bir Rockstar'dır


Jordan'ın hastanede kurduğu cümle içimize oturdu ve anladık ki hayattaki herşeyin bir can karşılığında anlamsızlaştığı zamanlar var... sevgi hiçbir şeye değişilmiyor...

"çok ünlü olmak istemiyorum, artık acı çekmek istemiyorum"

ROCKSTAR
 masal gibi bir filmdi, müzikleri, renkleri, değişik kültürlere yaptığı göndermeleri, değişik çekim tekniği sebebiyle bir masalı dinler gibi Jordan'ın şöhret yolunda verdiği kayıpları izledik...
filmin yönetmeni İmtiaz Ali iyi iş çıkarmış

Jordan rolünde Ranbir Kapoor, Heer  rolünde Nargis Fakhri var

ve arka planda hindistan, prag, italya :)

uzun bir yoldu, ben sadece bir kısmını aktarmak istedim... geri kalanını izleyeceksiniz... ve çok seveceksiniz...

şimdi filmden bir klip


30 Ekim 2012 Salı

My Name İs Khan

My Name is Khan




oldum olası hint sinemasını merak etmişimdir.. orada çok büyük bir sektör olduğu aşikar... fakat adamakıllı izlediğim tek hint filmi "my name is khan" oldu... ve sanırım başlancıgı en iyisiyle yaptım... şimdi artık hint sinemasına başka bir sempatim var...

her şeyden önce böyle bir filmin en azından birkaç ödülü hakettiğini düşünüyorum...

My Name is Khan
My Name İs Khan; asperger sendromlu müslüman Rizwan Khan'ın hikayesi...
asperger sendromu, sosyal ilişkileri kısıtlayan bir otistik bozukluktur... otizm'in bir çeşidi de diyebiliriz...
asperger sendromuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi buraya tıklayarak edinebilirsiniz...
hindistanda, müslüman ve hindu çatışmasının yoğun olduğu dönemde henüz çocuk olan khan, hasta olmasına rağmen çevrede konuşulanlardan ve tavırlardan etkilenmektedir... sorumsuz ve katı bir babası olan khan için annesi kolları sıvar.. anlayışlı ve ileri görüşlü aynı zamanda çocuklarına aşkla bağlı olan anne.. khan'a insanların sadece 2 çeşit olduğunu söyler "iyi insanlar ve kötü insanlar" herşeyi onun anlayacağı en yalın dille anlatmaya çalışan anne, hangi dinden olduğunun bir önemi olmadığını nasihat eder...
 khan büyüyüp annesi öldüğünde amerika'da yaşayan kardeşinin yanına gider... orada gördüğü dul ve hindu bir kadın olan mandira'ya aşık olur... mandira başta bu yakınlığa ciddi bakmasada khan ve oğlunun nasıl uyum içinde olduğunu görünce kabullenir ve onunla evlenmeye karar verir. khankardeşine bu evliliği istediğini anlatacak fakat müslüman olmayan bu kadınla evlenmesi pek hoş karşılanmayacaktır... neticede evlenirler... herşey harikadır... mandira khan'ın hasta olduğunu bilerek onunla evlenmiştir onun bazı eksiklerini tamamlar... khan hastalığı sebebiyle, duygularını belli net belli edemez, ağlayamaz, üzülemez, tanımadığı insanlara dokunamaz, bazı sesler ve renklere takıntılıdır.. yinede evlilikleri güzel gider... ta ki.. 11 eylül 2001 de amerika da ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra müslümanlara olan bakış açısı değişene dek... mandiranın oğlu, khan soyadını aldığı ve üvey babası müslüman olduğu için okulda sürekli taciz edilir... yine bu tacizlerin yaşandığı bir gün kendinden büyük çocuklar tarafından dövülür ve hayatını kaybeder....
mandira artık bu ölümden khan'ı sorumlu tutmaktadır... khan'a "artık gitmeni istiyorum der"
khan ona ne zaman dönebileceğini sorar ve cevabı ; "tüm dünyaya ve hatta amerika başkanına, terörist olmadığını anlatıp ikna ettiğin zaman" olur...

khan bu cevabı ciddiye alır ve yolculuğu başlar...


My Name is Khan


film 3 saate yakın sürüyor.. ama bir sn bile sıkılmadan izliyorsunuz.. mandira'nın oğlunu kaybettiği sahne en dokunaklı sahnelerinden biri... filmde biraz forrest gump biraz yağmur adam aetkileri mevcut... ama din, siyaset ve ırkçılık konularının üzerine çok güzel işlenmiş kült bir film olmaya aday... 

khan tam olarak , insanların sonradan edinilmiş, kin, nefret, aşağılama vb duygulardan arındıktan sonra nasıl bir canlı olduğunun kanıtı...

filmin sloganı haline gelmiş

"benim adım Khan, ben bir terörist değilim" cümlesi aslında tüm filmi özetliyor... 

çok şey söylemek istemiyorum ama 3 saatlik dolu dolu bir film için ancak bu kadar kısa kesebiliyorum :)

izlediğinize kesinlikle pişman olmayacaksınız....

not : bu arada filmin başrol oyuncuları shahrukh khan ve kajol yönetmenimiz karan johar'ın vazgeçilmez oyuncularıymış...
yani bir tim burton vakası daha... nasılki her filminde helena bonham carter ve johnny deep yer alıyorsa...
shahrukh khan ve kajol'da beraber onlarca film çevirmişler