özel günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özel günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2013 Salı

DOĞUM GÜNÜMDE İSYAN !

bu insanların otla, böcekle, hayvanla, ağaçla, ormanla ne derdi var ben anlamadım !

30 yaşıma girdim huzurlarınızda, karnımda bebemle...

eskiden olsa 19 yaşında doğurmuştu analarımız...

ben 30...

bi 30 senem daha olur mu allah bilir ama. tek istediğim şu karnımdaki dünyadan habersizi, yaşadığım sürece bu dünyanın aslında ne güzel bir yer olduğuna inandırayım....

hayvanı sevsin, ağacı sevsin, herşeye rağmen insanı sevsin...

bir küme ağaç görmek için kilometrelerce yol katetmesin...

siyasetinizin de, sizin de canınız cehenneme !

biz oksijen istiyoruz !

nice 30 yıllarıma !

19 Aralık 2012 Çarşamba

Please God !

 

veeee bir yılın daha sonuna geldik sayın bilokseverler

geçen yıl isteklerimi bir mim ile 12 adet olmak üzere yazmıştım... 

ve istediklerimin büyük bir çoğunluğu, (özellikle de en çok istediğim) hemen yazıyı yazmamın ertesinde o hafta gerçekleşmişti... daha 2012 bile olmadan :)

bu yıl öyle uzun bir liste oluşturmayacağım... sağlıktan ve huzurdan sonra istediğim tek bir şey var çünkü...

2013'e girmeden gerçekleşmesi zor görünüyor bu kez...
gerçekleşir gerçekleşmez ilk buraya yazacağıma söz veriyorum :)

bunun dışında;
 hepinize,
bu yıl isteyipte gerçekleşmeyen ve ya önümüzdeki yıldan beklediğiniz ne varsa olması dileğiyle, sağlıklı, bol kazançlı, huzurlu ve yüzünüzden gülücüklerin hiç eksik olmadığı bir yıl diliyorum...





4 Eylül 2012 Salı

HOŞÇAKAL AĞUSTOS, YİNE BEKLERİZ...

ağustos benim ayım :) hani doğduğum ay ya o açıdan.. yoksa seçme şansım olsa ben şubatı seçerdim. nedenini bende çok bilemiyorum. ama şu bir gerçek ben yaz mevsimini sevmiyorum reyiz :/ telefonumda ağustostan seçmeceler yaptım. aa her ay yapsam ya ben bunu eğlenceli görünüyor :)


mudo dan aldığım "love story" temalı tişörtüm... çok tarzım olmasa da esprisini sevdim  :) hatta üzerimden uzun süre çıkarmadım.


minik yeğenimin dinazor ayakları...


tüm hayvanlar alemini üzerimde taşıyorum. elbisemi
geçen kış koton'dan ayıla bayıla almıştım


ahh ! bu ayakkabılarla ilgili söylenecek çok şey var :( kendilerini new look 'tan bir hata sonucu almış bulundum.. normalde bu kadar topuklu ayakkabı giymem imkansız... neyse dedim olsun belki bir gün giyerim. fakat ayakkabılar geldiğinde bir şok daha yaşadım. ayakkabıyı tam 42 numara yollamışlar !!
geri göndermek çok meşakatli olacağından öylece kaldılar. bakmayın ayağımda öyle göründüğüne resmi çekmek için ayağımı topuğuna kadar dayadım. normalde annesinin topuklu ayakkabılarını giymiş kız çocukları gibi oldu.. büyük numara ayakkabı arayanlar beni bulun pls !


ee doğum günü kutlamasız olur mu ? tabi o rakı daha yarısına inmeden benim gözlerime ağırlık bastı... alkol benim çok feci uykumu getiriyor :)


bunlar sevgilimin "yoldaki satıcıdan çiçek almam" kuralını bozduran güller. ee tabi bunda doğum günü çocuğu olmamın payı da var :)


şirkette süpriz parti :) bu kadar değil elbet bir de çok güzel şort tulum hediyem var. nasılda biliyorlar zevkimi ama :P


saat 12 olunca arka odaya kaçan ve ne karıştırdığına bakmak için peşinden gittiği sevgiliyi browniye mum dikerken görmek, hem çok komik hemde çok güzeldi.. yerim ki ben onu :)


trabzon'un yağmuru biter mi ? bitmeeeez ! ve 100 kere gitse de akıllanmayan simone'ye bir ders daha olur.. işle böyle babet'in içine çorap (hemde beyaz) giydirir. kırolukta zirve yaptırır !


efendiim bu arkadaşın adı minnoş, aslında bu benim koyduğum isim. hergün aynı yerde aynı saatte oturarak mahallemizde meşhur olmuş kendisi. artık beni de tanıyor ve gelip işte fotoğraftaki gibi kolumu, kucağıma atlayıp yüzümü falan yalamaya başlıyor...


bu da ramazan ayından bir kare. ABDÜLKADİR lokantasını bilir misiniz ? gerçi şubeleri olmadığını biliyorum. sadece bakırköy'de yerleri varmış. kendisi VEDAT MİLOR dan tam not almış bir KASTAMONU lokantası.. şahsen KASTAMONU yemeklerini bilmesemde gidince denediğim TİRİT aklımı başımdan aldı... onun resmini çekmemişim ne yazıkki bir dahaki sefere artık.


ağustos'un kısa özetini okudunuz efem.. sevgiler... :)

18 Aralık 2011 Pazar

sevgili 2012


şimdi senden istediklerimi anlatıcam, not edersen sevinirim, zira hepsini aklında tutamayabilirsin :)

- sağlıklı bir hayat istiyorum. (eşim, ailelerimiz ve kendim için)
- iyi bir iş istiyorum.
- artık büyük bir ev istiyorum.
- bir de araba istiyorum.
- HUZUR istiyorum
- Yunanistan'a gitmek istiyorum.
- daha çok film izlemek istiyorum
- HD camera istiyorum
- bir dvd rafı daha istiyorum
- birsürü yeni ayakkabı istiyorum
- birsürü yeni çanta istiyorum
- bunu geçen yılda istemiştim ama bir o.d.m saat istiyorum :D
- daha büyük bir dolap istiyorum.
- mümkünse bir temizlikçi birde ütücü istiyorum :)
- dikiş dikmeyi öğrenmek istiyorum
- antikacıda gördüğüm piyanoyu istiyorum
- yeni bir dil öğrenmek istiyorum, bu uganda dili bile olabilir.

sanırım sonlara doğru cozutmaya başladım, en iyisi burada kesmek... 2011 o kadar kasvetli bir yıldı ki, mümkün olsa kayıtlardan bu yılı silerim. hiç yaşanmamış sayarım. yok mu öyle bir hakkım ?

defalarca isyan ettim, döktüğüm gözyaşları barajları doldururdu, maddi ve manevi olarak belki uzun yıllar toparlanamayacak hatalar yaptım. yılın daha ilk günlerinden itibaren sıkıntılıydı, zaman zaman fazlasıyla ümitsizliğe kapıldım. en dibe vurdum.

insanın hayatında iyi hiçbir gelişmenin olmadığı 1 yılı olabilir mi, işte benim için 2011 öyle bir yıldı. nasıl başlarsan öyle gider saçmalığın daniskası derdim ama ben, 2011'e girdiğimiz gece sabaha kadar ağlamıştım zaten :) buyrun buradan yakın :)

ama 2012 bizim yılımız olacak hissediyorum. sevgiliyle beraber çektiğimiz tüm cefanın karşılığını bu yıl alacağımıza inanıyorum... biz 2011 de büyük bir sınavdan geçtik, yukarıda istediklerimi yazarken aslında gerçekten istediğim tek birşey vardı, sağlık ve huzur... diğerleri eğlence.

bu blog, ben bunca sıkıntıyı çekerken içimi kimselere dökemezken, zaman zaman içimi döktüğüm zaman zaman saçmaladığım serbest bölgem oldu, bu bölgede yanımda olan herkese teşekkürler. umarım hep beraber uzun yılları karşılarız mutlu şekilde.

mutlu yıllar :)

11 Kasım 2011 Cuma

başka ülkenin insanı olmak

başka bir ülkenin insanı olmak, yaş ilerledikçe çocukken hayali kurulan o masal ülkeye aslında hiç gidemeyeceğini bilmektir....

ormandaki ağaçlara bakıp, hiç görmediği ülkesinin ormanlarını hayal etmektir...

çocukken sadece kendi evinde duyduğu ana dilinin, aslında ülkesinde sokaklarda konuşulduğunu bilmek ve mutlu olmak demektir...

sadece resimlerini gördüğü ülkesine bakarken gözleri dolmaktır...

hep bir yanı eksik olmaktır...

kendi kültürü ve yaşadığı ülkenin kültürü arasına sıkışmadan yaşamaya çalışmaktır...

ülkesine gidemeyeceğini bilse de hep ümit içinde olmaktır...

ve savaştan sürülmüş bir halkın torunları olarak tek iyi yanı, Türkiye de dünyaya gelmektir...

ne mutlu Türk olana değil "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" diyebilmektir....

ve "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" demek,

Başka bir ülkenin insanı olsam da Atatürk'ü saygıyla anabilmektir


ülkemden uzakta dünyaya gelmek benim kaderimdi, ailemin kaderiydi... bir tarafım o toprakları görmek kokusunu içime çekmek, çıplak ayakla çimlerin üzerinde gezmek istese de, artık benim evim, vatanım Türkiye'dir....



14 Eylül 2011 Çarşamba

millet olarak biz


twitterdan az evvel saydırdığım halde hızımı alamadım... hani bi önceki yazımda sınırlarıma ne kadar dikkat ettiğimi ve o sınırların içerisine kimsenin izinsiz girmesinden hoşlanmadığı anlatmıştım ya, işte bu da ona benzer bi mevzu...

bugün 14 eylül... yani sevgiliyle benim tanışma yıldönümümüz... 2008 yılında bugün tamda mustafa amcanın orada tanıştık... hayır aslında fiilen olmasa da birbirimizi tanıyorduk... fakat bir ders çıkışı arkadaşlarla her zaman gittiğimiz mustafa amcanın oraya çay içmeye giderken fransız konsolosluğunun önünde sevgiliyle karşılaştık... bir anda diğer arkadaşları satarak onunla mustafa amcaya doğru gittiğimizi farkettim :) mustafa amca tünele doğru giderken sağda kalan aradan geçince hemen oradaki aralıkta bi çay ocağı... her ders çıkışı mutlaka uğradığımız, (uğrama sebebimiz tamamen en taze çayı onun demliyor olması) kafa dinlediğimiz yerdi orası... ve sonra kocamla birbirimizi ilk orada tanımamız, ondan bir yıl sonra da orada evlilik teklifi almam mustafa amcanın çay ocağını benim için özel yaptı... bi karar verdik sonra her yıl 14 eylül de orada olacaktık... geçen yıl da gittik ve bu yılda adeti bozmayalım dedik...
gittik gitmesine de, aman allahım o ne kalabalık, o ne hengame ? herkes bir tabure boşalsın diye ayakta bekliyor... sanki bağdat caddesinde bir cafe, ya da etilerde bir yer gibi... rezalet ! alt tarafı sıradan bir çay ocağı, alt tarafı sadece çay demleyen bir çay ocağı, tabureleride son derece rahatsız üstelik... bok mu var da, benim mustafa amcamın mekanını lucca ya çevirdiniz, popüler bir mekan haline getirdiniz? popüler olacak neyi var ki? ıhlamur bile yok lan orada. bırakın öğrencilere orayı gidip adam gibi çay içebilsinler, mini şortlu, mini elbiseli burjuva tipler... gidin az ötede starbucks var, midpoint var ne bilim gloria jeans var... ama mustafa jeans'i bari bakir bırakın lan... oranında ırzına geçmeye ne gerek var... benim için özel bi yeri olduğu için sadece senede 1 kere gittiğim bir mekan orası... lanet olsun cehennem moda olsa oraya da gitmek için sıraya girersiniz... !

27 Ağustos 2011 Cumartesi

bu gün benim doğum günüm...


sabah annemin telefonu ile açtım gözümü... vodafone'a saydırıyordu :) annemin hattı benm adıma kayıtlı sabah mesaj gelmiş ona, doğum gününüz kutlu olsun diye... neymiş " annem doğum günümü kutlamak için uyandırmaya kıyamıyor muş, ama utanmaz vodafone bile sabahın köründe mesaj yolluyormuş" :)
annem diye söylemiyorum, dünyanın en melek insanıdır. hayatta kimseye küstüğü görülmemiştir, kimseyi kırdığı da, biz arada didişiriz, ama genelde hep suçlu benmdir, onunla aramda en ufak bir benzerlik yok, keşke karakterim birazcık anneme benzeseydi, çok azıcık benzeseydi etrafımdakileri daha az kırardım. çoğu zaman kırılsa da belli etmez annem... sırf kırıldığını söylerse birini incitir diye... evlenmeden önce belki bu kadar hassas değildim annem konusunda. o her zaman dünya daki en sevdiğim insandı ama şimdi onu kırdığım zaman oturup ağlıyorum ve kendimden nefret ediyorum... o benim doğum günümü kutlamak için aradığında bu kez diğerlerinden farklıydı, birbirimizden uzaktaydık artık, o beni ben ise onu kutladım, benim gibi bir çocuğu doğurup büyütüp sinir hastası olmadığı için :)

"sen bundan 28 yıl önce bu gün, akşam 9 da zorla doğurtuldun ! :) " dedi annem
ben postmatüreyim, ve bu sebeple suni sancı denen o serumla doğum sancısı tetiklenerek dünyaya getirilmişim... üstelik doğduğumda hiç ağlamamışım,

annem bunları anlatırken, "demekki dünyanın ne boktan bi yer olduğunu anlayıp gelmek istememişim" dedim... üzüldü tabi
ailemin, eşimin ve en önemlisi sağlığımın sorunsuz olmasının insanın mutlu olmasına yetecek sebepler olduğunu söyledi... tabiki her anne gibi haklı çıktı yine

anladımki dünyanın en güzel hediyelerine sahibim... elimden hiç alınmasını istemediğim hediyeler.... annem, babam, tüm ailem, sevgilim... iyiki varsınız... sizin gibi insanlara sahip olduğum için bu dünyadaki şanslı doğmuş insanlardanım :)

22 Mayıs 2011 Pazar

bir ligin daha sonuna geldik


heyecanla, stresle, küfürle ve bazen sevinçten saçmalayarak geçen bir ligin daha sonuna geldin... bu akşam dananın kuyruğu kopacak... şampiyon belli olacak...

öncelikle şunu belirteyimki ne fenerbahçeliyim ne de trabzonsporlu, sadece ve sadece izleyiciyim ben... tabiki benmde tuttuğum bir takım var, hemde koyu koyu tuttuğum ama şuan başroldeki iki takım hakkında konuşmak istiorum...

kısa ve net bu akşam iki takımda yenilmeyecek, ama biri averaj farkıyla şampiyon olacak o zaman. ve tabiki o takım fenerbahçe ... fakat bana sorarsanız trabzonsporda en az onlar kadar şampiyonluğu haketmiş olacak... yenilmeden kaybetmeyi aklım almıyor ama, spor işleri biraz karışık işte... bunun haricinde gönlümde trabzon dan yana, zira yıllardır şampiyonluk tadmamış bir takım ve bu sezon gözlemlediğim kadarıyla da sonuna kadar canla başla bunun için çabaladı... lige yeni bir renk bir can katılması açısından isterimki trabzonda şampiyon olsun... geçen yıl bursasporun şampiyonluğunada çok sevinmiştim... (bursa nın memleketim olmasında bunun en ufak bir payı yok :P )

fakat değişmeyen bir gerçek var ki ; kim şampiyon olursa olsun benm tercihim camları kapayıp dışarıdan gelen sesleri mümkün olduğunca az duyabilmek olacak :) kendi takımım hariç hiçbir takımın şampiyonluk kutlamalarına katlanamıyorum, çekemiyorum değil... katlanamıyorum... :D

hani sizin düğününüz olur can hıraş eğlenir eğlencenin dibine vurursunuzda bir yakınınızın düğününde daha ilk yarım saatte başınız şişer ya o hesap... :)

daha doğduğum ilk günden beri hayatımın geri planında bir fon müziği gibi futbol maçlarının sesleri vardı, fanatik bir aile ve fanatik bir kocanız olunca fanatik bir kadın olmamanız çok zor :) zaman zaman isyan etsemde (kadınlık içgüdüsü) futbol benmde hayatımın bir parçası...

şimdiden izleyecek herkese iyi seyirler...

26 Şubat 2011 Cumartesi

benim düğün hikayem

bal böcükleri bloğunun sahibesi Serpil'in emri ile düğün fotolarımdan bikaç kare koymaya karar verdim... 1500 tane fotonun içinden seçmek kolay olmadı her ne kadar şu aşağıdaki foto hariç hiçbirinde yüzüm görünmesede o benim evet :) fotoğraf seçerken o günlere gittim. biz 2 düğünle evlendik ama 5 tanede olsa o günlere doyum olmuyormuş... hee tabi bizim gibi tüm hazırlıkları sadece siz ve eşiniz yapıosanız iş başka tabi.. biz artık 2. düğünün ortalarında "yeter artık bitsin" diye ağlaşmalara başlamıştık... yorucu ama herşeye rağmen güzeldi... rüya gibiydi derler ya aynen öyle işte.. geriye dönüp bakınca, canımı sıkan hiçbirşey olmamış onu anladım. tabi kuaförde damat beyi 2 saat beklemem ve bu yüzden fotoğraf çekiminin nikahtan sonraya kalması dışında :) hal böyle olunca esas düğün resimlerimde 283847 kişiyle öpüşmekten bitap düşmüş bir ifade var ama olsun :)


kuaförde makyajım yapılırken




bu yazdıklarımdan kimler evlendi ya da evliliğe adım attı derseniz. cvp: hiçbiri :) evde kaldı hepsi.

işte bu ağlaşmaların ardından evden ayrılışım :(


simone gelin olmuşş





işte böyleee... serpilcim cnm benim keşke daha çok resim paylaşabilsem ama şunları yüklemek bile 3 saatimi aldı... üzerimden de bi yük kalktı ama ne zamandır istiodum bunu :)



3 Ocak 2011 Pazartesi

yeni yıl hediyeleriiiii


yeni yılın bu ilk yazısıyla herkese merhaba !

nasıl bir yılbaşı gecesi geçirdiğimi anlatmak istemiorum.. bana göre özeldi... gülerek ağlayarak, şarkı söyleyerek, sarhoş olarak diye özetleyebilirim.... yani kısacası bir insanın 1 yılda yaşayabileceği tüm duyguları 1 gecede yaşayarak

şuan ise evde sevgili sevgilimin benim için aldığı yeni yıl hediyesini beklemekteyim.. bir türlü gelemeyen kargomuzun son parçası bu gün gelecek diye ümit ediyoruz....

sevgilim bu yıl uzun zamandır istediğim bir şeyi alarak beni sonsuz mutlu etti... dikiş makinası :)

efendim ben bir terzinin kızıyım, çocukluğum iğnenin ipliğin kumaş parçalarının içinde geçti. okuldan eve geldiğimde beni karşılayan şey annemin takır tukur ses çıkaran dikiş makinası olurdu, ve bu ses benim en hazetmediğim sesti o zamanlar.... yıllarca annemi o antika makinadan vazgeçiremedik... daha pratik elektrikli bir makina almaya ikna olduğundada zaten dikiş işini yarı yarıya bırakmıştı... neyseki o antika makinadan kurtuldu sonunda.... çocukken annemin dikiş dikmesinden hiç hoşlanmazdım... annem ya evde olmazdı ya da evdeyken makina başında olurdu çünkü, benimle olacağı zamanları çalardı dikiş. bu yüzden hep annem bir daha dikiş dikmesin diye dua ederdim... hatta okul seçimimde de annem ısrarla ona yakın bi mesleği seçmemi istediyse de ben sırf dikiş nakış işinden hazetmediğim için hiç te istemediğim bir başka bölümü tercih ettim...

ama zaman geçipte büyüdükçe, annem benm kıyafetlerimi dikmeye başladıkça bu işi eğlenceli buldum... mezuniyet elbisemi, nişan elbisemi, hatta kına gecemde giydiğim bir elbiseyi bile annem dikti... ve artık makinası da daha az ses çıkaran daha pratik bir makina olduğundan ilgimi çekmeye başlamıştı... zamanla bu ilgi tutkuya dönüştü ve bunu bilen sevgili bana başlangıç için benim seçtiğim küçük ve pratik bir dikiş makinası aldı :)

henüz nasıl kullanacağımı bilmesemde çabucak kavrayacağıma eminim.. şimdi sabırsızlıkla anneme makinamıda alıp gitmeyi bekliyorum... planım bu gün gidebilmekti fakat dediğim gibi bugün kargo bekliorum evde... dikiş makinam perşembe günü geldi, bu günkü kargoda ise başka bir hediye vaaar :) bitanecik kocam bu yıl beni hediyeye doyurdu saolsun...

yani 2011 fena başlamadı :P


31 Aralık 2010 Cuma

2010 da neler oldu


bir yıl daha bitti... neler oldu neler değişti hayatımda

- yılın ilk aylarında şubat'ta hayatımın en büyük acılarından birini yaşadım.. en yakın arkadaşlarımdan birini motor kazasında kaybettim...

- haziran'da aşık olduğum adamla evlendim

- aralık'ta hala oldum

geri kalan küçük ayrıntıları yazmıyorum en önemlileri bunlardı :)

2010'da çok güzel şeyler olmasına rağmen geri dönüp baktığımda sıkıcı bir yıldı... heleki ilk birkaç ay yaşadığım o travmatik olay yüzünden kayıp geçti diyebilirim... benm gelinlik provasına gideceğim gün arkadaşımın ölüm haberi büyük sarsıntı oldu... ayrıca sürekli hasta ve yatakta geçen bir yıl dı. hatta geçen yılbaşı acil serviste iğne olduktan sonra arkadaşların kutlama için toplandığı eve gittik... yılın bahar aylarına kadar da bu böyle devam etti durdu, bahar geldiğinde zaten artık düğün hazırlıklarına başlamak gerekiyordu bir yandan okuldaki yıl sonu gösterisine bir yandanda kendi düğünüme hazırlandığım için çok yorucu oldu... fakat bu kez güzel bir yorgunluktu... ve güzel bir kına gecesi nikah ve düğünün ardından muhteşem bir tatille son buldu... yaşadığım onca şeyden sonra heralde fazlasıyla haketmiştim bunu...

bildiğiniz gibi yılın son aylarında yeğenim dünyaya geldi ve beni hala, sevgiliyi amca, annemi babane, babamı dede, abimi baba, gelini de anne yaptı... 6 kişilik ailemiz 7 kişilik oldu...

işte böyle geçti 2010 yılı...

2011 den istediklerimi içimden söylüyorum... buradan söyleyebileceğim tek şey 2011 de huzur ve sağlık istediğimdir... bunun dışında gelişen tüm güzel olaylar da kabulümdür :)

herkese mutlu yıllar... sağlıkla sevgiyle...